Fransız filozof Emil Cioran (1911-1995) vahşi ve sarsıcı güzellikte yirmiden fazla kitabın yazarıdır. Cioran sık sık kendisiyle çelişse de bu onun endişelerinin en önemsizidir. Kendiyle çelişme bir zayıflık bile değildir, aksine zihnin diri olduğunun belirtisidir. Yazmak, ona göre ne tutarlı olmakla ne de ikna etmek veya okuyucuları hoş tutmakla ilgilidir, hatta edebiyatla dahi ilgisi yoktur. Yazmanın Cioran açısından, tıpkı birkaç yüzyıl öncesinde Monteigne’de olduğu gibi kendine özgü edimsel bir işlevi vardır: birkaç metin yığını üretmek için değil kafanıza göre hareket etmek için yazarsınız; kişisel bir felaketten sonra kendinizi toparlamak ya da kendinizi kötü bir depresyondan çıkarmak, ölümcül bir hastalık sonucu kaybettiğiniz yakın bir dostunuzun yasını tutmak için yazarsınız. Delirmemek, ya da kendinizi veya diğerlerini öldürmemek için yazarsınız. Cioran, İspanyol filozof Fernando Savater’le sohbetinin bir yerinde şöyle diyor: “Yazmasaydım bir suikastçı olabilirdim.” Yazmak, hayat memat meselesidir. İnsan varoluşu, özünde sonsuz bir çaresizlik ve umutsuzluktur. Yazmak ise şeyleri daha katlanılır kılar. “Kitap, ertelenmiş bir intihardır.” diyor Cioran. ( ösym pragraf sorusu) …
Sait Faik; Yazmasam deli olacaktım demiş Son Kuşlar ‘da. Yaşar Kemal , romanı niçin yazdığını bilmediğini ifade eder. Bilge Karasu ‘ya göre yazı, ona başka her türlü işi unutturan iştir. Edip Cansever için yazmak, insan olarak biçimlenmiş edimdir (ösym paragraf sorusu) …
Neredeyse yazanların ortak sancısını ifade etmiş Cioran ve diğerleri. Hemen arkasında başka isimleri de hatırlatıyor. Avram Ventura ; başkasına değil, kendim için yazarım demişti. Sezai Sarıoğlu şiirlerinde çoğu defa bunu yansıtıyor. Mustafa Yıldırım ‘ın aşk şiirlerindeki serzeniş, yine bunu yansıtmıyor mu ? Ulus Baker; ‘Yazmak iletişim kurmak değil , direnmektir. ‘ diyor. Kadir Daghen ‘nin yazdıklarında bu acıyı görebiliyorum. Elif Şafak ; ‘Yazarken kendimden geçer, tırnaklarımı kırdığımı fark etmiyorum. ‘ demişti. Ve diğer yazanlarda ha keza.
Kendimden de biliyorum ki yazmak eylemi, susmayan zihnimin dışa vurumudur. Akan suyun önüne geçilememesi gibidir. Bir volkana benzetirim her zaman. Yazmak, gaz sıkışmasının patlaması sonucudur. Bu sebeple yazanın yüreği, düşleri, düşünceleri kanar parmaklarında.


