Hiç düşündünüz mü?
Bazen bizi durduran şey gerçekten hayatın zorlukları mı, yoksa artık denemekten vazgeçmiş olmamız mı?
Belki de çoğumuz, farkında bile olmadan kapısı açık bir kafeste yaşamaya devam ediyoruz.
Bir kartalın hikâyesi…
Yıllar önce dağların arasında yaşayan genç bir kartal yakalanır. Köylüler onu demir bir kafese kapatır. Kafes yüksek bir kuleye yerleştirilmiştir.
Kartal gökyüzünü görür.
Rüzgârı hisseder.
Bulutları izler.
Ama özgür değildir.
Her gün kanatlarını çırpar, her seferinde demirlere çarpar. Günler geçer, haftalar geçer, aylar geçer…
Sonunda denemeyi bırakır.
Artık uçmaya çalışmaz.
Yıllar sonra büyük bir fırtına çıkar. Kafesin kapısı kırılır ve ardına kadar açılır.
Fakat kartal yerinden bile kıpırdamaz.
Çünkü artık onu tutan demir parmaklıklar değil, zihnindeki görünmez zincirlerdir.
Aslında o kartal hepimiz olabiliriz
Hayatta birçok insan benzer bir durum yaşıyor.
Bir kez başarısız oluyor.
Tekrar deniyor, yine olmuyor.
Eleştiriliyor.
Reddediliyor.
Hayal kırıklığı yaşıyor.
Bir süre sonra ise yeni fırsatlar gelse bile adım atmıyor.
Çünkü beyni ona sürekli aynı şeyi söylüyor:
“Nasıl olsa yine başaramayacaksın.”
İşte psikolojide buna “öğrenilmiş çaresizlik” deniliyor.
İnsan, geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler nedeniyle artık değişimin mümkün olduğuna inanmamaya başlıyor. Oysa şartlar değişmiş olsa bile davranışları değişmiyor.
En büyük hapishane bazen zihnimizdir
Bugün birçok insanın önünde gerçek anlamda bir engel yok.
Yeni bir işe başvurabilir.
Yeni bir eğitim alabilir.
Yeni bir şehirde yaşayabilir.
Yeni bir hayat kurabilir.
Fakat bunu yapmıyor.
Çünkü görünmeyen bir ses sürekli onu durduruyor.
“Ya yine başarısız olursam?”
“Ya insanlar ne derse?”
“Ya yeterince iyi değilsem?”
Oysa bu düşünceler çoğu zaman gerçek değil, geçmişin bıraktığı izlerdir.
Bilim umut veriyor
Güzel haber şu ki beynimiz değişebiliyor.
Bilim insanları buna nöroplastisite adını veriyor.
Yani beynimiz yeni düşünme biçimleri geliştirebiliyor, yeni alışkanlıklar kazanabiliyor ve eski korkuların yerine yeni cesaretler koyabiliyor.
Bu yüzden bugün korktuğumuz birçok şeyi, yarın sıradan bir alışkanlık hâline getirebiliriz.
Yeter ki ilk adımı atalım.
Kendimizi en çok biz sınırlandırıyoruz
Hayatta bizi engelleyen insanlar olabilir.
Şartlar zor olabilir.
İmkânlarımız kısıtlı olabilir.
Ama bazen en büyük engel dışarıda değil, içeridedir.
Kendimize yıllarca söylediğimiz cümleler bizi görünmez duvarların arkasında tutabilir.
“Ben yapamam.”
“Ben bu yaşta başlayamam.”
“Artık çok geç.”
Belki de bunların hiçbiri doğru değildir.
Küçük adımlar büyük değişimler başlatır
Uzmanlar zihinsel sınırları aşmanın tek seferde olmadığını söylüyor.
Bunun yerine küçük ama düzenli adımlar öneriliyor.
Her gün yeni bir şey öğrenmek…
Başarısız olmaktan korkmadan denemek…
Olumsuz düşünceleri fark edip sorgulamak…
Gerekirse profesyonel destek almak…
Ve en önemlisi, kendimize biraz daha şefkat göstermek.
Son söz
Belki de hayatınızın kapısı uzun zamandır açık.
Belki de fırsatlar sandığınızdan daha yakın.
Belki de sizi tutan şey, artık var olmayan engellerdir.
Kartal ancak ilk kez kanat çırptığında özgür olduğunu anlayabildi.
Belki sizin de ihtiyacınız olan tek şey, yıllardır ertelediğiniz o ilk adımı atmaktır.
Çünkü bazen insanı hapseden demir parmaklıklar değil, “Yapamam.” diye fısıldayan kendi zihnidir.


