Hayatta çoğumuz bir gün kendimize şu soruyu soruyoruz: “Ben gerçekten nasıl bir insanım?” Bu sorunun cevabı dışarıdan bakınca kolay gibi görünse de aslında hiç de öyle değil. Çünkü insan, kendini başkalarını tanıdığı kadar kolay tanıyamıyor. Yıllarca aynı hayatı yaşasa bile bazen ne istediğini, neyi sevdiğini ya da neden bazı olaylara farklı tepki verdiğini anlamakta zorlanabiliyor.
Aslında kişiliğimiz tek bir günde oluşmuyor. Doğduğumuz ev, büyüdüğümüz mahalle, ailemiz, arkadaşlarımız, okul hayatımız ve yaşadığımız olaylar bizi yavaş yavaş şekillendiriyor. Kimi zaman aldığımız bir övgü bizi cesaretlendiriyor, kimi zaman duyduğumuz bir söz yıllarca aklımızdan çıkmıyor. Farkına varmasak da yaşadığımız her olay kişiliğimizden küçük bir iz bırakıyor.
Eskiden insanlar kişiliğin doğuştan geldiğini düşünürdü. Bugün ise uzmanlar bunun tam olarak doğru olmadığını söylüyor. Elbette doğuştan getirdiğimiz bazı özellikler var. Ama nasıl bir insan olacağımızı sadece bunlar belirlemiyor. Yaşadığımız hayat, aldığımız kararlar ve çevremizdeki insanlar da bizi sürekli değiştiriyor.
Çocukluk yılları bunun en önemli örneklerinden biri. Kendini güvende hisseden, sevgi gören ve fikirlerine değer verilen çocuklar çoğu zaman daha özgüvenli büyüyor. Sürekli eleştirilen ya da kendini yalnız hisseden çocuklar ise yetişkin olduklarında bile bunun etkisini taşıyabiliyor. Bu yüzden uzmanlar, insanın kişiliğinin temellerinin çocuklukta atıldığını söylüyor.
Ama bu, her şeyin çocuklukta bittiği anlamına gelmiyor.
İnsan hayatı boyunca değişmeye devam ediyor.
Gençlik yıllarında farklı arkadaş grupları tanıyoruz. Yeni şeyler deniyoruz. Bazen hata yapıyoruz, bazen doğru kararlar veriyoruz. İş hayatına atılıyoruz, evleniyoruz, anne ya da baba oluyoruz. Yaşadığımız her yeni deneyim bize bir şey öğretiyor. Farkında olmadan düşüncelerimiz, önceliklerimiz ve hatta karakterimiz bile değişebiliyor.
Hayatta yaşadığımız büyük olaylar da bizi derinden etkiliyor. Yeni bir işe başlamak, çocuk sahibi olmak ya da sevdiğimiz birini kaybetmek… Bunların hiçbiri insanı eskisi gibi bırakmıyor. Bazen yaşadığımız zor günler bizi daha güçlü yapıyor. Bazen de hayata bakışımız tamamen değişiyor. O yüzden “Ben buyum, artık değişmem.” demek pek doğru değil.
Kendini tanımak da öyle bir günde olacak bir şey değil. İnsan bazen kırk yaşında kendini keşfediyor, bazen altmış yaşında yeni bir yönünü fark ediyor. Çünkü hayat devam ettikçe biz de değişiyoruz. Önemli olan bu değişime kapıyı kapatmamak.
Kendini tanıyan insanlar genellikle ne istediklerini daha iyi biliyor. Başkalarının ne dediğinden çok, kendi değerlerine göre hareket ediyorlar. Herkesi mutlu etmeye çalışmak yerine kendi hayatlarını yaşamayı öğreniyorlar. Bu da hem ilişkilerine hem de ruh hâllerine olumlu yansıyor.
Belki de en büyük hata, kendimizi başkalarıyla kıyaslamak.
Çünkü herkesin yolu farklı.
Herkes farklı bir ailede büyüyor.
Farklı insanlar tanıyor.
Farklı acılar ve farklı mutluluklar yaşıyor.
Bu yüzden herkesin kişiliği de kendine özgü oluyor.
Belki de kendimizi bulmak, bambaşka biri olmaya çalışmak değildir.
Asıl mesele, başkalarının bizden beklediği kişi olmak yerine, gerçekten kim olduğumuzu fark edebilmektir. Çünkü insan, kendini tanımaya başladığında sadece hayatını değil, çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkiyi de değiştirmeye başlar. İşte gerçek yolculuk da tam burada başlar.


