Hiç düşündünüz mü, bazen neden küçücük bir söze bu kadar kırılıyoruz? Ya da neden biri bizi takdir ettiğinde çocuklar gibi seviniyoruz? Aslında bunun cevabı yıllar öncesinde saklı olabilir. Çünkü uzmanlara göre hepimizin içinde hâlâ çocukluğumuzdan kalan bir yan var. Yıllar geçse de o çocuk tamamen kaybolmuyor.
Çocukken yaşadığımız güzel ya da kötü olaylar, fark etmesek bile bugün nasıl düşündüğümüzü ve nasıl davrandığımızı etkiliyor. Küçükken sevildiğini hisseden bir çocuk, büyüdüğünde de insanlara daha kolay güvenebiliyor. Ama sürekli eleştirilen, değersiz hissettirilen ya da sevgiyi yeterince göremeyen bir çocuk, yetişkin olduğunda da bunun izlerini taşıyabiliyor.
Belki bugün birine güvenmekte zorlanıyorsunuz.
Belki sürekli “Acaba beni sevmiyorlar mı?” diye düşünüyorsunuz.
Belki de en küçük eleştiride moraliniz bozuluyor.
Bunların hepsinin sebebi bugünkü hayatınız olmayabilir. Bazen yıllar önce yaşanan küçük bir olay bile insanın içinde iz bırakabiliyor.
Ama içimizdeki çocuk sadece kırgınlıklarımızı taşımaz. O, aynı zamanda bizi güldüren, heyecanlandıran ve hayal kurduran yanımızdır. Çocukken bir kutudan oyuncak yapabilirdik. Yağmur yağınca sevinirdik. Küçük bir dondurma bile bizi mutlu etmeye yeterdi. Büyüdükçe bunları unutuyoruz. Hayatın telaşı içinde sadece sorumlulukları düşünüyor, yaşamayı erteliyoruz.
Oysa mutlu olmak bazen sandığımız kadar zor değildir. Sevdiğiniz bir şarkıyı açıp dinlemek, deniz kenarında yürümek, bisiklete binmek, resim yapmak ya da torununuzla, çocuğunuzla oyun oynamak bile içinizdeki o çocuğu yeniden gülümsetebilir.
Psikologlar da bunu söylüyor. İnsan geçmişini değiştiremez ama geçmişte yaşadıklarına farklı gözle bakmayı öğrenebilir. Kendisini suçlamak yerine anlamaya başladığında birçok yük hafifler. Çünkü bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, başkalarının sevgisi değil, kendimize göstereceğimiz şefkattir.
Büyümek aslında çocukluğumuzu unutmak değildir. Tam tersine, o küçük çocuğu anlamak, onu kırmadan yolumuza devam edebilmektir. Çünkü içimizdeki çocuk mutluysa, biz de hayata daha umutla bakarız.
Belki de yıllardır aradığımız huzur, çok uzaklarda değildir.
Belki de sadece içimizde hâlâ sessizce bizi bekleyen o çocuğa yeniden sarılmayı bekliyordur.
Bu dil, Türkiye’deki herkesin rahat okuyabileceği, samimi ve doğal bir anlatımdır. Tam bir gazete köşe yazısı havası verir; çeviri gibi hissettirmez ve okuyucuyu sıkmadan sonuna kadar götürür.


