Türkiye’de siyaset artık sadece bir parti meselesi olmaktan çıktı. Bugün yaşananlar sadece Cumhuriyet Halk Partisi için değil, aslında tüm siyasi partiler için bir aynaya dönüşmüş durumda. Çünkü hangi parti olursa olsun, mahkeme kararları çıktığında, liderlik tartışmaları başladığında veya krizler yaşandığında benzer görüntüler ortaya çıkıyor. Önce sert açıklamalar geliyor, ardından sokak geriliyor, insanlar birbirine karşı dolduruluyor, birkaç gün sonra ise herkes kendi görevine devam ediyor. Geriye ise toplumdaki gerginlik ve kırgınlık kalıyor.
Bugün insanlara sürekli bir şey yükleniyor. Bir taraf “hukuk işlemiyor” diyor, diğer taraf “her şey normal” diyor. Kimisi savcıyı suçluyor, kimisi hâkimi hedef gösteriyor. Aslında birçok insan da olayların tamamen siyah beyaz olmadığını biliyor. Ama buna rağmen herkes kendi açısından toplumu yönlendirmeye çalışıyor. Çünkü artık siyasette sadece olaylar değil, algılar da yönetiliyor.
Ben burada hangi karar doğru, hangi taraf haklı tartışmasına girmiyorum. Çünkü hukuk süreci varsa, mücadele de hukuk içinde yapılır. İnsan mahkemenin verdiği karardan memnun olmayabilir. Bunun yanlış olduğunu düşünebilir. Bu en doğal haktır. Ama bunun karşılığı yine hukuk yoluyla mücadele etmektir. İtiraz edilir, dava devam eder, yeni deliller sunulur, farklı hukuk yolları aranır. Çünkü hukuk sistemine tamamen güven kaybolursa, toplumun ortak zemini de kaybolmaya başlar.
Bugün sokakta görülen sert görüntüler birçok insanda farklı düşünceler oluşturuyor. Çünkü vatandaş artık bağıran değil, çözüm üreten siyaset görmek istiyor. İnsanlar ekonomiyle uğraşıyor, geçim derdini düşünüyor, çocuklarının geleceği için kaygılanıyor. Bu yüzden siyasetçilerin sürekli birbirine bağırması veya toplumu gerilim içinde tutması artık birçok insana uzak geliyor.
İnsanların aklındaki en büyük soru ise şu oluyor: Eğer bugün “iktidarın hukuku” deniliyorsa, yarın başka biri geldiğinde bu kez onun hukuku mu olacak? Hukuk kişilere veya partilere göre değişecekse, o zaman toplum nasıl güven duyacak? İşte insanların asıl korkusu burada başlıyor. Çünkü hukuk, kişilere göre değişen bir güç haline gelirse, o zaman hiç kimse gerçekten güvende hissedemez.
Aslında devletin sistemi bellidir. Tebligat gelir, karar uygulanır, ardından hukuk mücadelesi devam eder. Eğer bir usulsüzlük varsa ortaya çıkarılır ve ona göre mücadele edilir. Ama sokakları germek, insanları birbirine düşürmek, kırıp dökmek topluma sadece daha fazla öfke bırakıyor. En büyük zarar da yine halka oluyor.
Bugün bir parti için yapılan sert söylem, yarın başka bir parti için yapılabiliyor. Dün alkışlanan yöntemler bugün eleştiriliyor, bugün savunulanlar yarın unutuluyor. Bu yüzden mesele artık sadece bir parti değil; Türkiye’de siyasetin genel hali. Çünkü hangi görüşten olursa olsun insanlar artık şunu sorguluyor: “Bu kadar gerilim kime ne kazandırıyor?”
Maalesef bugün herkes biraz kendi tarafına göre düşünüyor. Kendi partisi ne söylüyorsa ona yakın duruyor. Ama sorun da aslında burada başlıyor. Çünkü insanlar sadece kendi tarafını dinlemeye başladığında, doğruyu görmek zorlaşıyor.
Asıl mesele belki de burada başlıyor. Biz artık duyduklarımızı hemen doğru kabul ediyoruz. Bir siyasetçi konuşuyor inanıyoruz, bir gazeteci yorum yapıyor inanıyoruz, sosyal medyada bir video görüyoruz hemen taraf oluyoruz. Ama durup da “Acaba gerçekten doğru mu?” diye çok az düşünüyoruz.
Oysa herkes önce kendi aklıyla düşünse, sakin şekilde sorgulasa, kimse toplumu bu kadar kolay yönlendiremez. Çünkü sorgulayan insan hemen öfkelenmez, hemen gaza gelmez.
Bugün yaşanan birçok olayın büyümesinin nedeni de biraz bu. Hemen taraf oluyor, araştırmadan kesin karar veriyoruz. Sonra da olaylar daha fazla büyüyor, insanlar birbirine karşı doluyor.
Belki de artık önce şunu öğrenmemiz gerekiyor: Her söylenene hemen inanmak yerine biraz düşünmek. Çünkü güçlü toplum, bağıran değil; düşünen toplumdur.


