Eskiden insanlar sabah kalktığında dünyanın başka bir yerinde ne olduğunu bilmezdi, bir savaş günler sonra duyulurdu, bir felaket belki hiç duyulmazdı, bir acı sadece yaşayanların içinde kalırdı, bugün ise telefonunu eline aldığın anda dünyanın her köşesi önüne düşüyor, bir patlama, bir kriz, bir gözyaşı, bir tartışma, hepsi aynı anda gözünün önünde akıyor ve insan ister istemez şunu düşünüyor: Dünya gerçekten bu kadar kötü mü oldu?
Aslında dünya her zaman zordu, geçmişte de savaşlar vardı, adaletsizlik vardı, açlık vardı, insanlar yine mücadele ediyordu ama fark şu ki o zaman biz görmüyorduk, bugün ise her şeyi görüyoruz ve sadece görmekle kalmıyoruz, sürekli görüyoruz, tekrar tekrar görüyoruz, bu da zihnimizde dünyanın olduğundan daha karanlık olduğu hissini büyütüyor.
Bir zamanlar insanlar kendi mahallesini, kendi şehrini bilirdi, bugün ise herkes dünyanın yükünü taşıyor gibi, Afrika’daki bir açlık, Orta Doğu’daki bir savaş, Avrupa’daki bir kriz, hepsi bir anda senin zihnine giriyor ve sen fark etmeden bütün bu yükü taşımaya başlıyorsun, ama insan beyni aslında bu kadar bilgiye göre yaratılmadı, bu yüzden gördüklerimiz bazen gerçeğin kendisinden daha ağır geliyor.
Ama bu demek değil ki dünya iyi, sadece şunu anlamak gerekiyor: Görmek ile yaşamak aynı şey değil, biz artık dünyanın her acısını görüyoruz ama o acının tamamını yaşamıyoruz, buna rağmen zihnimiz hepsini yaşıyormuş gibi tepki veriyor, işte bu yüzden yorgun hissediyoruz, umutsuz hissediyoruz.
Diğer tarafta ise güzel şeyler de oluyor ama onlar genelde sessiz, birinin birine yardım etmesi haber olmuyor, bir çocuğun gülmesi gündem olmuyor, bir insanın iyi bir şey yapması paylaşılmıyor çünkü dikkat çeken şey genelde kötü olan oluyor, bu da dengeyi bozuyor.
Belki de asıl soru şu: Dünya mı değişti yoksa bizim bakışımız mı? Çünkü aynı dünyaya bakan iki insan, biri karanlık görürken diğeri umut görebiliyor ve bu tamamen neye baktığınla ilgili.
Gerçek şu ki dünya hem zor hem güzel, hem karmaşık hem umut dolu, ama biz sadece bir tarafına bakarsak diğer tarafı kaçırırız ve belki de yapmamız gereken şey dünyayı değiştirmeden önce ona nasıl baktığımızı fark etmektir.


