Hayatta en zor şey, bilmeyen bir insanla konuşmak değildir. Asıl zor olan, bilmediğini bilmeyen bir insanla karşı karşıya kalmaktır. Çünkü o kişi öğrenmeye açık değildir. Zaten bildiğine inanır ve sen ne söylersen söyle, onun dünyasında hiçbir şey değişmez.
Hepimiz böyle birine rastladık. Belki bir dost, belki bir akraba, belki de bir zamanlar kendimiz. Bir video izler, bir yazı okur ve bir anda her şeyi çözmüş gibi konuşmaya başlar. Kriptoyu bilir, bilimi bilir, hayatı bilir. Ama aslında sadece yüzeyde dolaşır. Kullandığı kelimeler bile çoğu zaman yerini bulmaz. Yine de kendinden emindir. O kadar emindir ki, bir an için sen bile kendinden şüphe edersin.
İlginç olan şu: Bu insanlar yalan söylemez. Gerçekten bildiklerine inanırlar. Belki de bu yüzden bu kadar zor gelir onları dinlemek. Çünkü karşında seni kandırmaya çalışan biri yoktur, sadece kendi inancının içinde kaybolmuş biri vardır.
Aslında bu durum çok basit bir gerçeği anlatır:
Bilmeyen ama bildiğini sanan insan durumu.
Yani bir insanın bilgisi azsa, kendini olduğundan daha bilgili zannetmesi. Çünkü eksik bilgi, insanın kendi eksikliğini fark etmesini bile engeller. İnsan bazen karanlığın içinde olduğunu bile göremez. Çünkü ışığın ne olduğunu hiç görmemiştir.
Bir şeyi gerçekten iyi yapmak ile o konuda ne kadar eksik olduğunu anlayabilmek aynı beceriyi gerektirir. Bu yüzden gerçekten bilen insanlar daha sessizdir. Daha temkinlidir. Çünkü bilirler ki her cevap yeni bir soruyu doğurur. Ama az bilen kişi için dünya nettir, basittir ve tartışmasızdır.
Araştırmalar şunu gösteriyor: En düşük seviyedeki insanlar, kendilerini ortalamanın çok üstünde sanıyor. Ama gerçekten bilen insanlar ise tam tersine, kendilerini sorguluyor. Çünkü bilgi arttıkça, bilinmeyenlerin de farkına varılır.
Belki de en çok can yakan tarafı şudur: Böyle insanlar çoğu zaman yalnız kalmaz. Aksine, kendileri gibi düşünenlerle bir araya gelirler. Birbirlerini doğrularlar. Birbirlerine güven verirler. Ve yavaş yavaş gerçeklikten uzaklaşırlar. O an artık kimse kimseyi duyamaz.
Bu yüzden bazen susarsın. Anlatmazsın. Çünkü anlatmanın bir yere varmayacağını hissedersin. Ve bu, insanı yoran bir şeydir. Çünkü aslında derdin haklı çıkmak değildir. Sadece anlaşılmak istersin.
Ama bazı insanlar anlamaz. Çünkü anlamaya ihtiyaç duymazlar.
Belki de asıl soru şu: Biz gerçekten biliyor muyuz, yoksa sadece bildiğimizi mi sanıyoruz?
Çünkü bazen en büyük hata, yanlış bilmek değil. Yanlış bildiğini hiç fark etmemektir.


