Bir hikâyeyle başlayalım.
Vaktiyle, ulu ağaçlarla dolu bir ormanda “Meşe Yürek” adında yaşlı bir ağaç yaşarmış. Ne en uzun ağaçmış ne de en gösterişlisi. Ama ormandaki herkes onu tanırmış. Çünkü o sahiciymiş.
Bir gün ormandaki bütün ağaçlar toplanmış ve “Bu ormanın en önemli ağacı kim?” diye tartışmaya başlamış. Kayın ağacı, “Benim yapraklarım en güzel” demiş. Çam ağacı, “Benim kokum herkesi mest eder” diye övünmüş. Herkes kendini anlatmış, kendini parlatmış.
Meşe Yürek ise sessizce konuşmuş:
“Belki en güzel ben değilim, en gösterişli de… Ama köklerim derindir. Fırtınada ayakta kalırım. Dallarımda kuşlara yuva olur, gölgemde canlılar dinlenir.”
Diğer ağaçlar ona gülmüş. “Ne kadar da sıradan” demişler.
Aradan zaman geçmiş, büyük bir fırtına çıkmış. Gösterişli olanlar bir bir devrilmiş. Ama Meşe Yürek yerinde kalmış. Çünkü kökleri sağlammış, gücü sessizmiş.
İşte o zaman herkes anlamış: Gerçek değer, bağırarak değil; durarak belli olur.
Bugün de durum çok farklı değil. Sosyal medyada, iş hayatında, günlük yaşamda herkes kendini göstermeye çalışıyor. Daha önemli görünmek, daha çok dikkat çekmek, daha çok konuşulmak… Oysa gerçekten önemli insanlar buna ihtiyaç duymaz.
Çünkü onlar oldukları gibidir. Kendilerini ispat etmeye çalışmazlar. Yaptıkları iş, duruşları, davranışları zaten onları anlatır.
Sahici olmak; rol yapmamak, olduğundan fazlası gibi görünmeye çalışmamaktır. Gücünü sessizlikten, değerini tutarlılıktan almaktır. Gerçek özgüven, sürekli anlatma ihtiyacı duymaz.
Hayatımızda sahici insanlar olduğunda fark ederiz: Onlar ortamda en çok konuşan değil, en çok dinlenenlerdir. En çok öne çıkan değil, en çok güven verenlerdir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten kim olmak istiyoruz? Gösterilen biri mi, olan biri mi?
Çünkü gerçekten önemli olanlar, kendini önemli göstermeye çalışmaz.
Onlar zaten öyledir.


