Eskiden insanlar farklı düşünürdü ama konuşabilirdi. Şimdi ise konuşmadan önce savunmaya geçiyor. Siyaset, fikirlerin yarıştığı bir alan olmaktan çıkıp tarafların mevzi tuttuğu bir zemine dönüştü. Aynı ülkede yaşıyoruz ama sanki farklı dünyalarda yaşıyormuşuz gibi hissediyoruz.
Kutuplaşma sadece siyasi partiler arasında değil, ailelerin içinde, arkadaşlıkların arasında da hissediliyor. Bir konu açıldığında ortam bir anda geriliyor. İnsanlar dinlemek yerine cevap hazırlıyor. Çünkü artık mesele neyin doğru olduğu değil, kimin kazandığı.
Bu durum en çok sıradan insanı yoruyor. Çünkü çoğu insan uçlarda değil. Arada, ortada, kararsız ya da karmaşık duygular içinde. Ama bu sesler pek duyulmuyor. Kutuplaşma, en çok bağıranları görünür kılıyor.
Siyasetin dili sertleştikçe empati azalıyor. Karşı taraf bir insan olmaktan çıkıp bir etiket haline geliyor. Böyle olunca da sorunlar çözülmüyor, sadece derinleşiyor. Her tartışma yeni bir kırgınlık bırakıyor.
Belki de bu kadar bölünmüş hissetmemizin nedeni, sürekli ayrıştıran bir dilin içinde yaşamamız. Oysa toplum dediğimiz şey, aynı düşünmekten değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilmekten doğar.


