Siyaset her yerde. Televizyonda, sosyal medyada, sofrada, sokakta. Herkes konuşuyor, herkes haklı. Ama garip bir şey var: Kimse gerçekten dinlemiyor. Siyaset çoğu zaman çözüm üretmekten çok, taraf belirleme yarışına dönüşmüş durumda.
İnsanlar artık neyin doğru olduğunu tartışmıyor, kimin tarafında olduklarını savunuyor. Bir konuya bakarken önce fikri değil, kimin söylediğini önemsiyoruz. Bu da siyaseti ortak akıldan uzaklaştırıp bir kimlik meselesine çeviriyor. Fikirler değil, etiketler çarpışıyor.
Siyasetin dili sertleştikçe toplum da sertleşiyor. Her sorun ya “bizimkiler” ya da “onlar” üzerinden anlatılıyor. Arada kalanlar ise görünmez oluyor. Oysa gerçek hayat bu kadar siyah beyaz değil. İnsanların dertleri çoğu zaman ideolojilerden daha basit: geçim, güvenlik, gelecek, çocuklar.
Bir de umut meselesi var. Siyaset uzun zamandır umut vermiyor, beklenti yönetiyor. İnsanlar artık büyük vaatlere inanmıyor ama yine de bir şeylerin değişmesini istiyor. Bu çelişki, siyasete olan güveni daha da zedeliyor.
Belki de siyasetin en büyük sorunu şu: İnsanları temsil ettiğini söylüyor ama onları gerçekten anlamaya zaman ayırmıyor. Çok konuşuyor, az duyuyor. Oysa siyaset biraz da susup dinleyebilse, belki yeniden anlam kazanacak.


