İnsanların olayları, duyguları ve yaşadıklarını olduğundan daha büyük anlatma eğilimi vardır. Küçük bir olay koca bir hikâyeye dönüşür, sıradan bir duygu dramatik bir sahneye… Bu durum neredeyse hepimizin hayatında yer alır. Peki neden abartıyoruz?
Bir neden, fark edilme isteği. İnsan dinlenmek, hatırlanmak, dikkat çekmek ister. Anlatılan hikâye ne kadar renkliyse, karşı tarafın ilgisi de o kadar artar. Bu yüzden bazen gerçeği biraz süsleriz. Bilerek ya da farkında olmadan…
Bir diğer neden duygularımızdır. Çok mutlu olduğumuzda mutluluğu büyütürüz, çok üzüldüğümüzde acıyı olduğundan daha ağır yaşarız. Çünkü içimizdeki duyguyu karşı tarafa tam olarak aktarmak isteriz. “Gerçekten çok etkilendim” demek yerine, “Hayatımda böyle bir şey yaşamadım” deriz.
Toplumsal tarafı da var bunun. Bazı ortamlarda abartı normal kabul edilir, hatta beklenir. Hikâye anlatmak, kendini ön plana çıkarmak, yaşadıklarını biraz daha dramatik sunmak sosyal bir yarışa dönüşebilir. Kim daha ilginç, kim daha çarpıcı?
Bilimsel açıdan bakıldığında ise bu durum zihnimizin çalışma şekliyle ilgilidir. Beynimiz, anıları daha ilginç ve anlamlı hale getirmek için detayları zamanla büyütebilir. Hafızamız birebir kayıt cihazı değildir. Yaşadıklarımızı, duygularımızla yeniden şekillendiririz.
Ama abartının bedeli de vardır.
İnsan ilişkilerinde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bir taraf gerçeği fazla büyüttüğünde, diğer taraf kendini haksız yere suçlanmış hissedebilir. Bu da kırgınlıklara, güvensizliğe neden olur.
Siyasette, reklamlarda ve medyada ise abartı, insanları yanlış kararlar almaya sürükleyebilir. Gerçekler büyütülür, küçültülür ya da çarpıtılır. Sosyal medyada ise hayatlar olduğundan çok daha parlak gösterilir. Bu da insanları kendini yetersiz hissetmeye itebilir.
Peki ne yapabiliriz?
Önce kendimize dürüst olmalıyız. Anlattığımız şey gerçekten öyle mi, yoksa biraz büyütüyor muyuz? Bunu fark etmek önemli bir adım.
Duyduğumuz her hikâyeye de hemen inanmamak gerekir. Bilgiyi kontrol etmek, farklı kaynaklara bakmak bizi yanıltılmaktan korur.
İlişkilerde açık konuşmak önemlidir. Bir şeyin abartıldığını hissediyorsak, bunu sakin bir şekilde dile getirmek pek çok sorunu çözer.
Medya karşısında da bilinçli olmak gerekir. Her gördüğümüz, her not okuduğumuz şey gerçeğin tamamı değildir.
Ve belki de en önemlisi: Gerçek olmak. Anlatırken de dinlerken de…
Çünkü gerçek, süslenmediğinde daha güvenilirdir.
Ve abartılmadığında, insanı yormaz.


