Herkes bu durumu yaşamıştır. Bazen birkaç dakika geçmek bilmez. Beklerken, sıkılırken ya da bir şeyin olmasını isterken zaman adeta durur. Ama bazen de saatler nasıl geçtiğini anlamadan kaybolur. Güzel bir sohbet, keyifli bir gün ya da heyecanlı bir an… Bir bakarsınız zaman uçup gitmiş.
Bu durum aslında bir tesadüf değildir. İnsan beyninin zamanı algılama biçimi oldukça ilginçtir. Çünkü fiziksel zaman her zaman aynı hızda ilerler. Saatin akrebi ve yelkovanı hiç değişmeden hareket eder. Ama bizim zaman deneyimimiz çoğu zaman bundan çok farklıdır.
Psikolojiye göre zaman algımız büyük ölçüde beynimizin ne kadar bilgi işlediğine bağlıdır. Yeni bir şey yaşadığımızda, farklı bir ortamda bulunduğumuzda ya da yoğun bir deneyim yaşadığımızda beynimiz daha fazla bilgi işler. Bu yüzden o anlar zihnimizde daha dolu görünür ve zaman daha uzun sürmüş gibi hissedilebilir.
Buna karşılık monoton bir ortamda, aynı şeyleri tekrar ettiğimizde beynimiz daha az yeni bilgi işler. Bu durumda zaman hızlı geçmiş gibi hissedebiliriz. Günler birbirine benzediğinde haftaların nasıl geçtiğini anlamamak çoğu zaman bu yüzden olur.
Duygular da zaman algısını güçlü şekilde etkiler. Korku anlarında zamanın yavaşladığını hisseden insanlar vardır. Bir kazadan önceki birkaç saniyenin çok uzun sürmüş gibi hissedilmesi buna örnek gösterilir. Çünkü o anda beyin çok hızlı şekilde çevreyi analiz etmeye çalışır.
Mutlu ve keyifli anlarda ise tam tersi olur. İnsan kendini o anın içinde kaybeder. Bu yüzden zaman çok hızlı geçmiş gibi görünür.
Fransız filozof Henri Bergson da zamanı sadece saatlerle ölçülen bir şey olarak görmez. Ona göre gerçek zaman deneyimi insanın iç dünyasında yaşanır. Yani saatlerin gösterdiği zaman ile insanın hissettiği zaman aynı şey değildir.
Bilim dünyası da bu konuyu uzun zamandır araştırıyor. Beyinde özellikle bazı bölgelerin zaman algısında önemli rol oynadığı düşünülüyor. Prefrontal korteks ve bazal gangliyonlar gibi bölgeler zaman aralıklarını değerlendirmede aktif rol oynar.
Ayrıca dopamin adlı kimyasal da zaman algısını etkileyebilir. Beyindeki dopamin seviyeleri değiştiğinde insanlar zamanı farklı şekilde hissedebilir. Bu durum bazı nörolojik hastalıklarda da gözlemlenmiştir.
Biyolojik saatimiz de bu sürecin bir parçasıdır. İnsan vücudunun kendi iç ritmi vardır. Gün ışığı, uyku düzeni ve günlük aktiviteler bu ritmi etkiler. Bu ritim bozulduğunda zaman algısı da değişebilir. Uzun uçuşlardan sonra yaşanan jetlag bunun bir örneğidir.
Sonuçta zaman aslında tek bir şekilde akmaz. Saatler aynı hızda ilerler ama insanın iç dünyasında zaman bazen genişler bazen de daralır.
Belki de bu yüzden zaman sadece ölçülen bir şey değildir.
Aynı zamanda yaşanan bir deneyimdir.
Ve belki de zamanın gerçek sırrı tam olarak burada saklıdır:
Zaman her zaman aynı hızda ilerler, ama biz onu her zaman aynı şekilde yaşamayız.


