Türkiye siyasetinde artık en çok konuşulan soru şu: Erdoğan’dan sonrası nasıl olacak?
AK Parti içinde hesaplar şimdiden yapılmaya başlandı. Yıllardır bir arada duran kadrolar, lidere bağlı kaldıkları sürece yan yana durdu. Peki, Erdoğan gittiğinde ne olacak? Parti içinden birileri “bizim yolumuz devam etmeli” derken, diğerleri birbirini suçlamaya mı başlayacak? Küslükler, kopuşlar, iftiralar, gizli belgeler, videolar… Hepsi bir gün ortaya saçılabilir mi? Yoksa herkes, “gemiyi batırmadan biraz daha idare edelim” mi diyecek?
Bir de işin adalet boyutu var. Yıllardır cezaevinde olanlar, “siyasi tutuklu” diye tartışılan dosyalar… Yeni dönemde bunların akıbeti ne olacak? Suçluyla suçsuz nasıl ayırt edilecek? Kurunun yanında yaş da yanar denir ya, bu kez yaş yanarken kuruya hiç dokunulmayacak mı? Yoksa tam tersi mi olacak?
Peki ya ekonomi? Döviz, Erdoğan sonrası daha mı fırlayacak, yoksa yeni kadrolar ekonomiyi rayına mı oturtacak? Halkın cebini yakan pahalılık dizginlenebilecek mi? Yoksa vatandaş yine pazardan filesini yarım doldurup evine mi dönecek?
İşsizlik ve yoksulluk en büyük korku olmaya devam edecek mi? Gençlerin “gelecek” kelimesini duyunca omuz silktiği günler bitecek mi? Yoksa kaygılar daha da mı derinleşecek?
Asıl mesele şu: Erdoğan sonrası tartışmalar, parti içi kavgalardan, siyasetçiler arasındaki pazarlıklardan ibaret mi olacak? Yoksa gerçekten halkın yaşadığı sıkıntılar, hayat pahalılığı, işsizlik ve geleceğe dair kaygılar gündemin ilk sırasına mı taşınacak?
Türkiye’nin önündeki soru işte bu. Siyaset kendi hesabını yaparken, sokakta insanlar hâlâ şu basit soruya cevap arıyor: Bizim hayatımız ne zaman kolaylaşacak?


