Bazı geceler vardır, sessizce yaklaşır; sanki bir kedi gibi. Yatağa girersin, uyumaya hazırsındır, ışığı kapatırsın… ama sonra başlar o meşhur düşünce treni. Yorgan ağır gelir, yastık rahatsızdır, nefesin bile fazla duyulur. Saatler sürünür, sanki alarm saati köşede sinsice gülüyordur. Ve sen, gecenin bir vakti, o sinir bozucu sabah kuşu ötmeye başlamadan önce kendi kendine sorarsın:
Ne yapmalıyım ki artık uyuyabileyim?
Cevap ne bir hap, ne de sihirli bir yöntemdir. Aslında basit bir şeydir: hareket. Ama öyle gün boyu koşuşturmak değil; bilinçli, yavaş, ritimli ya da dingin hareket. Yani bedenin dengeye gelmesi ki zihin de sakinleşsin.
Yoga
Ama öyle sosyal medyada gördüğümüz estetik pozlar değil. Gerçek yoga: nefese odaklanan, bedeni esneten, ağır ağır akan hareketler. Yapanlar sadece esneklik değil, uyku düzeninin de geri geldiğini söylüyor. Çünkü yoga, bedeni dolaşarak kendi içinde huzur bulmayı öğretiyor.
Tai Chi
Biraz ağır çekimde dans eder gibi görünen bu eski Çin pratiği aslında zihne ve sinirlere bir masaj gibidir. Yavaş yavaş akarken içini toparlar, gerginliğini yatıştırır. Adeta “içsel sabır” çalışmasıdır. Ve evet, gerçekten işe yarar: Zihin yavaşlar, kalp atışı düşer, uyku kendiliğinden yaklaşır.
Yürüyüş
“Bunlar bana göre değil” diyorsan, en basit çözüm de vardır: yürümek. Ne aceleyle ne telaşla, sadece yürümek. Doğada ya da şehir ışıkları arasında. Düzenli akşam yürüyüşleri vücuda şu mesajı verir: “Gün bitti. Artık bırakabilirsin.” Ve çoğu zaman bu küçük işaret, uykuyu çağırmaya yeter.
Koşu
Koşmak da işe yarar ama yarış gibi değil. Ritmik, tempolu bir koşu, nefesle uyumlu adımlar… Zihin bir süre sonra düşünmekten sıkılır, susar. Koşu insanı yorar ama bitkinlik değil, huzurlu bir boşluk bırakır. Günü kapatır, kitabın son sayfasını çevirip kapatmak gibidir.
Kognitif Davranışçı Terapi (KDT)
Bir de bilimsel yaklaşım var. Uykusuzluk yaşayanların asıl sorunu bazen “uyuyamama korkusu”dur. Yani insan, uykusuz kalmaktan korktukça daha da uyanık kalır. KDT, bu kısır döngüyü kırmayı öğretir: “Uyumalıyım!” baskısını, “Şimdi uyumazsam da olur” rahatlığına dönüştürür. Bu da uykuya kapıyı aralar.
Sonuç olarak, uyku zorlamayla gelmez. Hatta peşinden koştukça kaçar. Ama bedeninle barıştığında, nefesini rahatlattığında, yürüyerek ya da esneyerek “bugün bitti” mesajı verdiğinde, o kendiliğinden gelir.
Belki de uyku, bir tuşa basıp kapanan bir sistem değil. Belki de hak edilen, hazırlanılan bir haldir. Bazen tek gereken, bedenini bırakmak, nefesini sakinleştirmek ve şu farkındalıkla kendine izin vermektir:
Bugün yeterliydi. Şimdi dinlenebilirim.


