Bir ürün alırken hep aynı soruyla karşılaşırız:
“Acaba pahalı olan mı daha iyi, yoksa uygun fiyatlı olan işimi görür mü?”
Aslında bu soru, alışverişin en kafa karıştıran noktasıdır. Neye göre karar veririz? Neden o ürünü seçeriz? Fiyat mı etkiler bizi, marka mı, yoksa duyduklarımız mı?
Bir örnekle düşünelim.
Sisli bir sabah Clara, yeni bir koşu ayakkabısı almak için her zamanki mağazasına gider. Raflarda iki seçenek vardır: Biri ünlü bir markanın pahalı modeli, diğeri ise daha az bilinen, uygun fiyatlı bir ayakkabı. Pahalı olan, teknolojilerle doludur, tasarımı da oldukça şıktır. Ucuz olan ise sade ama işlevsel görünür. Clara, “Pahalıysa iyidir” diye düşünür ve markalı ayakkabıyı alır.
Ama haftalar geçtikçe bir sorun ortaya çıkar. Ayakkabı ayağını ağrıtmaya başlar. O sırada, daha önce kendisini uyaran arkadaşı Lisa’nın sözleri aklına gelir: “Fiyatla kalite her zaman aynı şey değildir.” Lisa, daha ucuz olan ayakkabıyı almış ve gayet memnun kalmıştır.
Bu hikâye aslında hepimize tanıdık.
Araştırmalar da bunu destekliyor. Tüketici psikolojisi alanında yapılan çalışmalar, insanların yeterli bilgiye sahip olmadıklarında fiyatı kalite göstergesi olarak gördüğünü söylüyor. Yani pahalıysa iyidir sanıyoruz. Ama bu her zaman doğru değil.
Bazı araştırmalar, pahalı ürünlerin bazen gerçekten daha kaliteli olduğunu gösterse de, bu ilişkinin her zaman tutarlı olmadığını söylüyor. Uygun fiyatlı birçok ürün, performans ve dayanıklılık açısından pahalı rakipleriyle yarışabiliyor.
Öte yandan, bazı ürünlerde pahalıya yatırım yapmak mantıklı olabilir. Elektronik eşyalar, mobilyalar ya da arabalar gibi uzun vadeli kullanımlarda, başta daha fazla para vermek ileride masrafları azaltabilir.
Peki buradan ne sonuç çıkarıyoruz?
Tek bir doğru yok. Her ürün kendi içinde değerlendirilmelidir. Akıllı alışveriş, fiyat etiketine bakıp karar vermek değil; biraz düşünmek, araştırmak ve ihtiyacını bilmekle ilgilidir.
Almadan önce ürünü araştırmak, yorumları okumak, gerçekten neye ihtiyacımız olduğunu sormak önemlidir. Pahalı bir modeldeki ekstra özellikler bize gerçekten lazım mı, yoksa sadece kulağa mı hoş geliyor?
Bir de duygusal tarafı var işin. Marka tutkusu, prestij, “iyisi olsun” hissi… Bunlar da alışverişte rol oynar. Bunları tamamen yok saymak gerekmez ama kararın tamamını da bunlara bırakmamak gerekir.
Clara’nın yaşadığı gibi, bazen en iyi seçim ne en pahalıdır ne de en ucuz.
En iyi seçim, tam ihtiyaca uygun olandır.
Bir dahaki alışverişte durup şunu sormakta fayda var:
“Ben gerçekten neye para ödüyorum?”


