Günlük hayatımız konuşmalarla dolu. Evde, okulda, işte, sokakta… Kelimeler sürekli havada uçuşur. Bazıları gelir geçer, bazıları ise insanın içine yerleşir. Peki ya bazı sözler sadece kulağa değil, ruhun en derinine dokunuyorsa?
Lisa’nın hikâyesi bunun en acı örneklerinden biri.
Lisa çocukken öğretmenlerinden, ailesinden, arkadaşlarından sık sık aynı sözleri duyardı:
“Yetersiz”, “anlamıyor”, “zaten beceremez”.
Belki söyleyenler için sıradan cümlelerdi. Belki kimse gerçekten kötü olmak istememişti. Ama bu kelimeler, Lisa’nın zihninde iz bıraktı. Zamanla kendini gerçekten böyle görmeye başladı. Yıllar geçti, Lisa büyüdü. Ama o sözler onunla birlikte büyüdü. Yeni bir şey denemeye çekindi, fikrini söylemekten korktu. Çünkü içindeki ses hep aynıydı: “Ya yine küçümsenirsem?”
Lisa yalnız değil.
Birçoğumuz böyle görünmeyen yaralar taşıyoruz. Bir eleştiri, bir alay, bazen de hiç söylenmeyen ama hissettirilen bir cümle… Sözler, insanın kendini nasıl gördüğünü şekillendirir. Özgüveni yükseltebilir de, yerle bir edebilir de. İlişkileri güçlendirebilir ya da tamamen koparabilir.
Bilim de bunu doğruluyor. Beynimiz, incitici sözlere fiziksel acıya benzer tepkiler veriyor. Yani “sözler acıtır” dediğimizde bu sadece bir benzetme değil. Gerçekten acıtıyor.
Peki bu kadar güçlü bir şeyle nasıl başa çıkacağız?
Önce kendimizden başlayarak… Konuşmadan önce bir an durup düşünmek büyük fark yaratır: “Bu söylediğim karşı tarafı nasıl etkiler?” Basit bir soru ama çok şeyi değiştirir.
Bir de dinlemek var. Gerçekten dinlemek… Pek çok kırgınlık yanlış anlaşılmalardan doğar. Karşımızdakini anlamaya çalışmak, susup kulak vermek, birçok yarayı daha oluşmadan engeller.
Kendimizi korumayı da öğrenmeliyiz. Sınır koymak ayıp değildir. Bir söz canımızı yakıyorsa bunu söylemek hakkımızdır. Aynı zamanda kendi değerimizi başkalarının sözlerine teslim etmemeyi de öğrenmeliyiz. İçten gelen bir özgüven, dışarıdan gelen yaraları daha az derinleştirir.
Unutmamak gerekir: Kelimeler güçlüdür.
Bir cümle insanı ayağa kaldırabilir, bir cümle yıllarca yere bakmasına sebep olabilir.
Bu yüzden sözlerimizi seçmek, sadece bir nezaket meselesi değil, bir sorumluluktur.
Çünkü kelimeler ya iyileştirir…
Ya da iz bırakır.


