Her insanın içinde görünmeyen bir ayna vardır. Bu aynaya baktığımızda aslında yüzümüzü değil, kendimize dair düşüncelerimizi görürüz. “Ben kimim?”, “Ben değerli miyim?”, “Ben yeterli miyim?” gibi sorular bu aynanın içinden geçer. İşte bu aynanın adı kendimizi algılama şeklimizdir. Yani öz farkındalık… Buna çok yakın bir kavram daha var: öz değer. Kendimize ne kadar değer verdiğimiz, kendimizi ne kadar kabul ettiğimiz…
Aslında ikisi birbirinden ayrılmaz. Çünkü insan kendini nasıl görüyorsa, bir süre sonra kendine o kadar değer biçmeye başlar. Ve işin en çarpıcı tarafı şudur: Bu sadece bizi etkilemez… İlişkilerimizi de şekillendirir.
Bir düşünelim… İnsan kendine içten içe güvenmiyorsa, bunu dışarıya saklaması kolay değil. Kıskançlık olur, sürekli onay bekleme olur, “beni sevsin mi?” kaygısı olur. Küçük bir cümle büyük bir kavgaya dönüşebilir. Basit bir sessizlik “beni istemiyor” gibi algılanabilir. Çünkü içerideki ayna zaten kirlidir; insan her şeyi o kirli camdan görür. O yüzden bazen sorun karşı taraf değildir… Sorun bizim içimizdeki görüntüdür.
Ama tam tersi de var. Kendini seven, kendine saygı duyan bir insan ilişkide daha rahat olur. Sürekli kendini ispat etmeye çalışmaz. Kırılınca konuşur, susup cezalandırmaz. Gerekince “hayır” diyebilir. Gerekince “evet” derken de suçluluk duymaz. Çünkü değerini birine bağımlı yaşamaz.
Şunu net söylemek lazım: Kendimizi nasıl gördüğümüz, ilişkide nasıl davrandığımızı doğrudan belirler. Kendini değersiz hisseden insan, değersiz hissettiren ilişkileri bile “normal” sanabilir. Kendine sürekli yüklenen biri, karşı tarafın en küçük eleştirisinde bile yıkılabilir. Kendini sevmeyi öğrenmiş biri ise ilişkide daha sağlam durur. Çünkü onun omurgası dışarıdan değil, içeriden gelir.
Bazen de hayat, bizi yanlış bir aynaya bakmaya zorlar. Çocuklukta duyduğumuz sözler, sürekli eleştirilmek, kıyaslanmak, değersiz hissettirilmek… Bunlar insanın içindeki görüntüyü bozar. Ve yıllar geçse de insan o görüntüyü “gerçek” sanar. Halbuki gerçek şudur: İnsan değişebilir. Aynayı temizleyebilir. Kendini yeniden görebilir.
Peki bu nasıl olur?
Bazen sadece düşünmek yetmez. İnsan kendine dürüstçe bakmayı öğrenmeli. “Benim güçlü yanlarım ne?”, “Ben neyi iyi yapıyorum?”, “Ben nerede kendimi haksız yere küçültüyorum?” diye sormak gerekir. Kendimize güzel cümleler kurmak da önemli: “Ben değerliyim.” “Ben yeterliyim.” “Ben olduğum halimle de kabul edilmeyi hak ediyorum.” Bunlar basit gibi görünür ama zamanla insanın içini toparlar.
Bazı durumlarda ise profesyonel destek gerekebilir. Bu da utanılacak bir şey değildir. Çünkü kimse hayatı kusursuz öğrenmedi. Bazen yol gösteren bir el, insanı yeniden ayağa kaldırır.
Sonuç şu: İlişkilerin anahtarı çoğu zaman karşımızdaki insanda değil, bizim kendimize bakışımızdadır. Kendini değersiz gören biri, sevgiyi bile eksik yaşar. Kendini doğru gören biri ise sevgiyi daha sağlam taşır.
Demek ki artık şu iç aynaya biraz daha dikkat etme zamanı. Kendimizi acımasızca eleştirmek yerine, kendimizi anlamaya çalışmanın zamanı. Çünkü insan kendini aydınlatınca, ilişkileri de daha sıcak görünmeye başlar.


