İnsan kendini özgür hissetmek ister, istediğini seçtiğini, kendi kararlarını verdiğini düşünmek ister, çünkü bu his insanın en temel ihtiyaçlarından biridir ama bazen durup gerçekten düşünmek gerekir: Verdiğimiz kararlar gerçekten bizim mi, yoksa bize sunulan seçenekler arasından mı seçim yapıyoruz?
Sabah ne giyeceğine karar verdiğini sanıyorsun ama o kıyafetleri sana kim sundu, hangi moda, hangi reklam, hangi sosyal çevre seni etkiledi? Bir şeyi satın alırken “ben istedim” diyorsun ama o isteğin ne kadarı sana ait, ne kadarı sana gösterilenlerin sonucu? Sosyal medyada hangi videoyu izlediğin bile çoğu zaman senin seçimin değil, algoritmanın sana sunduğu bir yol.
Bugün özgürlük, seçim yapabilmek gibi görünüyor ama belki de asıl mesele şu: Seçimlerin kaynağı. Çünkü sana sadece belirli seçenekler sunuluyorsa ve sen sadece onların içinden seçiyorsan, bu gerçekten özgürlük mü, yoksa iyi hazırlanmış bir sistemin içinde hareket etmek mi?
Eskiden insanlar daha az seçeneğe sahipti ama belki daha netti, bugün ise seçenek çok ama yönlendirme de çok, insanlar artık sadece neyi seçeceğini değil, neyi düşüneceğini bile fark etmeden öğreniyor, çünkü sürekli bir etki altındayız, reklamlar, haberler, sosyal medya, çevre, hepsi görünmeden bizi şekillendiriyor.
Ama bu durum umutsuzluk değil, farkındalık meselesi, çünkü insan ne kadar fark ederse o kadar özgürleşir. Belki de gerçek özgürlük her şeyi seçebilmek değil, neden seçtiğini anlayabilmektir. Neden bunu istiyorum, bu düşünce bana mı ait, yoksa bana mı verildi?
Gerçek özgürlük belki de şudur: Otomatik yaşamamak, sorgulamak, bir adım geri çekilip kendine bakabilmek. Çünkü herkes özgür olduğunu düşünebilir ama gerçekten özgür olanlar, düşündüklerini bile sorgulayabilenlerdir.


