Bir ülkede milletvekili maaşını tartışırken asıl mesele rakamın büyüklüğü değildir. Asıl mesele, o rakam ile halkın hayatı arasındaki mesafedir. Bugün dünyaya baktığımızda, bazı ülkelerde milletvekilleri çok yüksek gelir elde ederken, buna rağmen toplumda büyük bir huzursuzluk oluşmaz. Çünkü orada denge vardır, şeffaflık vardır, hesap verme kültürü vardır.
Türkiye’de ise tablo biraz farklı duruyor.
Uluslararası karşılaştırmalara bakıldığında Türkiye, milletvekili maaşları açısından dünyada en üst sıralarda yer alan ülkelerden biri değildir. Ne Amerika ile ne de bazı zengin Batı ülkeleriyle yarışmaktadır. Hatta mutlak rakam olarak bakıldığında, Türkiye çoğu gelişmiş ülkenin gerisinde kalır.
Ama iş burada bitmiyor.
Asıl çarpıcı olan, bu maaşların toplumun genel gelir düzeyiyle kıyaslandığında ortaya çıkıyor. Türkiye’de bir milletvekilinin aldığı gelir ile ortalama bir çalışanın, hatta asgari ücretlinin aldığı gelir arasındaki fark, dünya ölçeğinde en yüksek farklardan biri olarak dikkat çekiyor. Yani sorun maaşın kendisi değil; maaş ile halk arasındaki uçurum.
Birçok Avrupa ülkesinde milletvekilleri yüksek gelir elde eder, fakat bu gelir halkın kazancına göre makul bir oran içindedir. Aradaki fark iki ya da üç katla sınırlı kalır. Türkiye’de ise bu fark katlanarak büyür. Bu da ister istemez şu soruyu doğurur: Temsil eden ile temsil edilen aynı ülkede mi yaşıyor?
Daha da düşündürücü olan, bazı milletvekillerinin birden fazla gelir kalemine sahip olmasıdır. Bu durum, kamuoyunda “ayrıcalık” algısını güçlendirir ve siyasete olan güveni zedeler. Çünkü halk geçim derdiyle boğuşurken, yönetenlerin ekonomik kaygıdan tamamen uzak bir hayat sürmesi adalet duygusunu yaralar.
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Kimse milletvekillerinin yoksulluk sınırında yaşamasını talep etmiyor. Ancak temsil görevi üstlenenlerin, toplumun gerçeklerinden bu kadar kopuk olmaması bekleniyor. Aynı marketten alışveriş yapabilen, aynı faturaları ödeyen, aynı hayat pahalılığını hisseden yöneticiler, daha sağlıklı kararlar alır.
Sonuç olarak Türkiye’de tartışılması gereken şey “milletvekili maaşı çok mu?” sorusu değil; “bu maaş kime göre, neye göre ve hangi dengeyle belirleniyor?” sorusudur. Çünkü adalet, sadece rakamlarda değil, oranlarda gizlidir.


