Türkiye’de medya hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Kanallar çoğaldı, platformlar arttı, herkesin söyleyecek bir sözü var. Ama bu çokluğun içinde anlam giderek azalıyor. Bilgi var, yorum var, tartışma var; fakat netlik yok.
Haberler artık sadece olan biteni anlatmıyor, nasıl düşünmemiz gerektiğini de söylüyor. Aynı olay farklı mecralarda bambaşka şekillerde sunuluyor. İnsanlar neye inanacağını, kime güveneceğini şaşırıyor. Bu karmaşa içinde gerçek, gürültünün arasında kayboluyor.
Bir süre sonra medya izlemek yorucu hale geliyor. Sürekli yüksek ses, sürekli iddia, sürekli aciliyet… Her şey çok önemliymiş gibi anlatılıyor ama hangisi gerçekten önemli, ayırt etmek zorlaşıyor. Bu da izleyicide ya aşırı tepki ya da tamamen kopuş yaratıyor.
En tehlikelisi ise alışmak. İnsanlar çelişkili bilgilere alıştıkça sorgulama refleksi zayıflıyor. “Zaten doğrusu yok” düşüncesi yayılıyor. O noktada medya, bilgilendiren değil, sadece meşgul eden bir alana dönüşüyor.
Çok ses olması tek başına sorun değil. Asıl sorun, bu seslerin anlam üretmemesi. Medya çoğaldıkça güven azalıyor. Güven azaldıkça da toplumun ortak zemini daralıyor.


