Birisiyle konuşurken gerçekten onu mu dinliyoruz,
yoksa kafamızdaki düşünceler mi daha hızlı konuşuyor?
Çoğumuz, karşımızdaki insanı tarafsız dinlediğimizi düşünürüz.
İster bir yabancı olsun, ister bir arkadaş, ister aileden biri…
Ama çoğu zaman fark etmeden onu önceden yargılamaya başlarız.
Bunun nedeni çok basit:
Geçmişte yaşadıklarımız, duygularımız, alışkanlıklarımız ve eski deneyimlerimiz konuşmaya bizimle birlikte girer.
Bazen daha ilk cümlede karar veririz:
“Bu kişi zaten hep böyle.”
“Ne söyleyeceğini tahmin ediyorum.”
“Bunu ciddiye almaya gerek yok.”
Bunları çoğu zaman bilinçli yapmayız.
Zihnimiz bunu otomatik olarak yapar.
Peki bu yanlış mı?
Aslında tamamen yanlış ya da doğru demek zor.
Ama sorun şu:
Bu yargılar, karşımızdakini gerçekten anlamamızı engelleyebilir.
Bazen bir insanı olduğundan daha kötü görürüz.
Bazen de tam tersi, kendimizi “fazla iyi” hissettirene kapılırız.
Her iki durumda da gerçek kaçabilir.
Peki ne yapabiliriz?
Mükemmel, tamamen tarafsız bir iletişim mümkün olmayabilir.
Ama buna yaklaşmak mümkündür.
Bunun yolu, gerçekten dinlemekten geçer.
Yani sadece ne söylediğini değil;
nasıl söylediğini,
hangi duyguyla konuştuğunu
fark etmeye çalışmak…
Kafamızdaki eski düşünceleri bir süreliğine kenara bırakıp,
konuşmayı olduğu gibi kabul ettiğimizde şunu fark ederiz:
Karşımızdaki insan da rahatlar.
Yargılanmadığını hisseden insan daha açık konuşur.
Biz de onu daha net anlarız.
Farklı düşünmek sorun değildir.
Asıl sorun, farklı diye dinlememektir.
Birbirimizi yargılamadan dinleyebildiğimizde;
daha sağlıklı, daha saygılı ve daha gerçek ilişkiler kurarız.
Bu kolay değildir.
Yıllardır oluşmuş alışkanlıkları bir günde bırakmak mümkün değil.
Ama denedikçe olur.
Her konuşmada biraz daha iyi dinleriz.
Ve bir gün fark ederiz ki
sadece konuşma şeklimiz değil,
insanlara bakışımız da değişmiştir.
Belki de birlikte yaşamanın en basit ama en zor kuralı şudur:
Önce dinlemek.


