Türkiye’de kadın olmak çoğu zaman kâğıt üzerinde başka, günlük hayatta bambaşka bir anlama geliyor. Yasalar var, yönetmelikler var, haklar yazılı. Ama hayat bu metinleri her zaman dikkate almıyor. Sokakta, işte, evde kadınlar hâlâ ekstra bir yük taşıyor.
Kadınlardan güçlü olmaları bekleniyor ama yorulmamaları isteniyor. Hem çalışmaları hem susmaları, hem üretmeleri hem idare etmeleri… Toplum, kadına aynı anda birden fazla rol yüklüyor ve bunların hiçbirinde hata payı tanımıyor. Hata olduğunda ise bedeli ağır oluyor.
Gündelik hayatta küçük gibi görünen detaylar bile büyük bir eşitsizliğe işaret ediyor. Güvende hissetme meselesi, gece dışarı çıkabilme rahatlığı, iş yerinde ciddiye alınma ihtiyacı… Bunlar çoğu erkek için düşünülmeyen, kadınlar için ise sürekli hesap edilen konular.
Sorun sadece şiddet ya da açık ayrımcılık değil. Asıl sorun, bu zorlukların normalleştirilmesi. “Burası böyle” denerek geçiştirilen her şey, hayatı biraz daha daraltıyor. Kadınlar mücadele ederken, sistem çoğu zaman seyirci kalıyor.
Yasalar önemli ama yeterli değil. Çünkü hayat sadece kanunlarla değil, bakışlarla, dille ve alışkanlıklarla şekilleniyor. Kadınların yaşadığı zorluklar görünür olmadıkça, kâğıt üzerindeki eşitlik gerçek hayata tam olarak yansımıyor.


