İklim değişikliği hâlâ çoğu kişi için geleceğe ait bir mesele gibi konuşuluyor. Oysa yaşananlar çoktan bugünün parçası haline geldi. Mevsimler eskisi gibi değil, hava daha dengesiz, doğa daha tahmin edilemez. Buna rağmen birçok insan hâlâ “beni etkilemez” rahatlığıyla yaşamaya devam ediyor.
Sorun sadece buzulların erimesi ya da uzak coğrafyalardaki felaketler değil. Asıl sorun, değişimin günlük hayata sessizce sızması. Bir gün aşırı sıcak, ertesi gün beklenmedik yağmur. Tarım etkileniyor, su azalıyor, şehirler zorlanıyor. Ama biz bunları geçici aksaklıklar gibi görüyoruz.
İklim değişikliği bağırarak gelmiyor. Sessiz ilerliyor. İnsanlar da sessiz tehlikelere karşı daha duyarsız oluyor. Alışıyoruz. Normalleştiriyoruz. Oysa doğa alışmıyor, uyum sağlamıyor, sadece geri çekiliyor.
Bu mesele sadece çevrecilerin ya da bilim insanlarının konusu değil. Herkesin hayatını ilgilendiriyor. Çünkü doğa bozulduğunda, bundan ilk etkilenen yine sıradan insanlar oluyor. En az imkânı olanlar, en ağır bedeli ödüyor.
İklim değişikliği geleceğin sorunu değil. Bugünün gerçeği. Ve bu gerçeği ne kadar geç ciddiye alırsak, bedeli o kadar ağır oluyor.


