Hayat, dönemlerden ve anlardan oluşur. Bazıları yaşımıza, bedenimize ve toplumun beklentilerine göre şekillenir. Bazıları ise tamamen kendi seçimlerimizin sonucudur. Ama çoğu zaman gözden kaçan çok önemli bir gerçek vardır: Hayatta her şeyin bir zamanı vardır.
Peki zamanlama neden bu kadar önemli?
Bilim de bunu söylüyor. Özellikle gelişim psikolojisi, insanın her yaşta farklı ihtiyaçları ve öncelikleri olduğunu gösteriyor. Gençken ait olmak isteriz, kim olduğumuzu ararız, arkadaşlıklar ve sosyal hayat ön plandadır. O yüzden geceleri arkadaşlarla sokak sokak dolaşmak, gülmek, saçmalamak o yaşta çok normal ve keyiflidir.
Ama otuzlu, kırklı yaşlara gelince aynı şeyler aynı tadı vermez. Hatta bazen “Burası bana göre değil” hissi oluşur. Çünkü biz değişiriz. Bedenimiz, zihnimiz, beklentilerimiz değişir.
Hayatın bazı dönemlerinde bazı deneyimler daha anlamlıdır. Kadınların biyolojik saati bunun en bilinen örneklerinden biridir. Aile kurmak, kariyere başlamak, dünyayı gezmek… Bunların hepsinin zamanı, insanın yaşam kalitesini doğrudan etkiler.
Bir de pişmanlık meselesi var. İnsanlar genelde gelecekte pişman olmamak için karar alır. Ama çoğu zaman pişmanlık, yapılanlardan değil; yapılamayanlardan doğar. “Keşke” ile başlayan cümleler, kaçırılan anların sonucudur.
Boşuna dememişler:
“İnsan yaptıklarından çok, yapmadıklarına üzülür.”
Zaman hızla akıyor. “Sonra yaparım”, “İleride olur”, “Şimdi sırası değil” dediğimiz pek çok şey bir gün elimizden kayıp gidiyor. Genç bir aşk, cesur bir yolculuk, bir hayal… Hepsi ertelendiğinde bir daha aynı şekilde karşımıza çıkmayabilir.
Elbette hayatta her şey planlı ilerlemez. Ama yine de anı fark etmek, zamanın çağrısını duymak gerekir. İç sesimizi dinlemek, hayatın hangi döneminde neye ihtiyacımız olduğunu görmek önemlidir.
Her yaşın, her dönemin kendine özgü bir güzelliği vardır. Önemli olan bunu zamanında yaşayabilmek.
Çünkü hayat “sonra” için çok kısa.
Ve bazı anlar, sadece o anda güzeldir.


