Sosyal medyanın olduğu bir çağda yaşıyoruz. Beğenilmek, görülmek, alkış almak hiç olmadığı kadar önemli hale geldi. Her gün influencer’ların paylaştığı videoları, fotoğrafları izliyoruz. Yüksek binaların tepesinde çekilen selfie’ler, uçurum kenarında pozlar, tehlikeli yolculuklar… Hepsi göz alıcı. Ama aynı zamanda tehlikeli.
Bu paylaşımlar bize heyecan veriyor, hayranlık uyandırıyor. Fakat işin karanlık tarafı çoğu zaman görünmüyor. Çünkü o kusursuz karelerin arkasında gerçek riskler, hatta bazen geri dönüşü olmayan sonuçlar var.
Özellikle tehlikeli selfie’ler… Bir anlık şöhret, birkaç bin beğeni uğruna hayatını riske atanların sayısı her geçen gün artıyor. Dünyada bu yüzden yaşanan kazalar, hatta ölümler giderek çoğalıyor. Bir de işin doğaya bakan tarafı var. Sosyal medyada popüler olan yerler kısa sürede turist akınına uğruyor. Doğa zarar görüyor, yerel halk bundan olumsuz etkileniyor. Buna artık “aşırı turizm” deniyor.
Influencer’lar dikkat çekmek için çoğu zaman sınırları zorluyor. Gökdelenlere tırmanmalar, bilinmeyen derinliklere dalışlar, tehlikeli araç şovları… Adrenalin yükseliyor ama risk de aynı oranda artıyor. Ne yazık ki bazen bu arayış trajediyle sonuçlanıyor.
İnsan olarak riskleri küçümseme eğilimimiz var. “Bana bir şey olmaz” düşüncesiyle emniyet kemerini takmamak gibi… Sosyal medyada da aynı durum yaşanıyor. Beğenilme ve onaylanma isteği, tehlikenin önüne geçiyor.
Biz izleyiciler de bu döngünün bir parçasıyız. Bir yandan bu içeriklere hayran kalıyoruz, diğer yandan bir şey ters gittiğinde gizli bir merakla izliyoruz. Bu da aslında insanın ahlakla sansasyon arasında sıkışıp kaldığını gösteriyor.
Yapılan araştırmalar, sosyal medyanın insanların seyahat tercihlerini doğrudan etkilediğini gösteriyor. İnsanlar, sadece fotoğraf çekmek için tehlikeli yerlere gitmeyi göze alıyor. Doğaya saygı, kişisel güvenlik çoğu zaman ikinci plana atılıyor. Bunun bedelini hem insanlar hem de doğa ödüyor.
Burada sorumluluk sadece influencer’larda değil. İçeriği üreten kadar, tüketen de sorumlu. Ne izlediğimiz, neyi beğendiğimiz, neyi paylaştığımız bu sistemi besliyor. Tehlikeli içerikleri ödüllendirdikçe, daha da tehlikelileri ortaya çıkıyor.
Belki de artık durup düşünmenin zamanı. Güzelliğe hayran olurken, doğanın ve insan hayatının ne kadar kırılgan olduğunu da hatırlamak gerekiyor. Eğlenmek, keşfetmek güzel… Ama bedeli hayat olmamalı.
Gerçek etki, riskte değil; sorumlulukta başlar.


