Geçen gün biri bana ilk bakışta basit gibi görünen ama aslında oldukça ağır bir soru sordu: “Gerçeklik nedir?” Çoğu insan bu soruya hemen cevap veremez. Çünkü gerçeklik çoğu zaman bize anlatılan şey değildir, bize gösterilen şey de değildir. Çoğu zaman gerçeklik, insanın zamanla fark ettiği bir durumdur.
Çocukluğumuzdan itibaren bize hep aynı şeyler söylenir. Liseye geçince rahatlayacaksın, lise bitince üniversitede rahat edeceksin, üniversiteden sonra iş bulunca hayatın düzene girecek. Sonra terfi edince daha iyi olacak denir, evlenince her şey yerine oturacak denir. Bu cümlelerin sonu hiç gelmez.
Hayat boyunca insan hep bir sonraki kapıya yönlendirilir. Ama çoğu kişi şunu fark etmez: O kapıların arkasında bekleyen şey rahatlık değildir, sadece başka bir mücadeledir. Çünkü hayat gerçek yüzünü insana hemen göstermez. Önce seni kapının önünde tutar. Orada kendini güvende hissedersin. Arkadaşların vardır, her şey paylaşılıyormuş gibi görünür, dostluklar güçlüdür.
Ama hayatın asıl sınavı henüz başlamamıştır.
İnsanların birbirini gerçekten tanıdığı anlar çoğu zaman iki durumda ortaya çıkar: para söz konusu olduğunda ya da rekabet başladığında. Henüz para aranıza girmemiştir, henüz biri diğerinden daha hızlı koşmak zorunda kalmamıştır. Ama sistem devreye girdiğinde işler değişir. Sınavlar, başarı, statü ve rekabet hayatın içine girer. Bir zamanlar omuz omuza yürüyen insanlar bir anda birbirinden uzaklaşmaya başlar. Arkadaşlıklar da bu sınavdan geçer.
Bir başka gerçek daha vardır: İnsanlar sırlarını paylaşırken dikkatli olmalıdır. Çünkü insanlar sırrını iki sebeple öğrenmek ister; ya seni gerçekten seviyordur ya da bir gün kullanmak için saklıyordur. Hangisinin doğru olduğunu zaman gösterir. Ama çoğu zaman gerçek ortaya çıktığında iş işten geçmiş olur.
Sonra sosyal medya devreye girer. Ekranda gördüğün hayatlar kusursuz görünür. Tatiller, gülüşler, başarı hikâyeleri… Ama o fotoğrafın arkasında ne olduğunu kimse bilmez. Belki o fotoğrafı paylaşan kişi eve döndüğünde eşiyle konuşmuyordur. Belki o mutlu görünen hayatın içinde derin bir sessizlik vardır. Ama sen o fotoğrafa bakarsın, sonra kendi hayatına bakarsın ve kendini eksik hissedersin.
Oysa eksik değilsin. Sadece gerçeği görmeye başlamışsındır.
Genç insanlara sık sık sorulan bir soru vardır: “Büyüyünce ne olacaksın?” Çoğu genç bu soruya büyük hayallerle cevap verir. Ama zamanla başka bir şey olur. Hayalin büyüdükçe çevren küçülür. “Olmaz” derler, “zor” derler, “gerçekçi ol” derler. Bu insanlar kötü değildir. Sadece kendi hayallerini yıllar önce toprağa gömerek büyümüşlerdir ve çoğu zaman farkında olmadan senin hayallerini de aynı yere gömmek isterler.
Bu can yakar. Ama kırılmak hayatın verdiği ilk gerçek derstir. Çünkü gerçek şudur: Sistem seni korumaz, insanlar her zaman dürüst değildir.
Ama buna rağmen ayakta duran insanlar vardır. Az sayıda ama vardır. Onlar diğerlerinden daha güçlü oldukları için değil, sadece biraz daha erken uyandıkları için ayakta kalırlar.
Belki gerçeklik dediğimiz şey de tam olarak budur: dünyanın sana anlatıldığı gibi olmadığını fark ettiğin an ve buna rağmen yürümeye devam ettiğin an.


