“Hayat bir oyundur” denildiğinde kulağa ilk başta biraz hafif, hatta ciddiyetsiz gelebilir.
Ama bu sözün arkasında durup düşünmeye değer bir anlam var.
Bir hikâye anlatılır:
Bir köyde, her gün büyük bir ağacın altında oturup masa oyunu oynayan yaşlı ve bilge bir adam varmış. Bir gün genç bir adam ona yaklaşmış ve sormuş:
“Her gün neden burada oturup bu oyunu oynuyorsun?”
Bilge adam hiç düşünmeden cevap vermiş:
“Çünkü hayatın kendisi bir oyundur.”
Genç adam bu cevabı anlamamış ama aklından da çıkaramamış.
Aslında bilgenin anlatmak istediği şey çok basit:
Hayatı bir oyun gibi görmek, insanı rahatlatır.
Bir oyunda hata yapabilirsiniz.
Yanlış hamle yapabilirsiniz.
Bazen kaybedersiniz, bazen sıra size gelmez.
Ama oyun bitmez.
Hayat da böyledir.
Yanlış kararlar alırız, bazen düşeriz, bazen beklediğimiz sonuçları alamayız.
Eğer her şeyi fazlasıyla ciddiye alırsak, her kayıp bizi yorar.
Ama hayatı bir oyun gibi gördüğümüzde şunu fark ederiz:
Bu sadece bir hamleydi.
Bir son değil.
Tıpkı bir oyunda olduğu gibi, hayatta da strateji geliştirebiliriz.
Neyi neden yaptığımızı düşünür, bir sonraki adımı daha bilinçli atabiliriz.
Üstelik hayat oyununda tek bir kazanan yoktur.
Herkes kendi yolunda “kazanabilir”.
Başarı herkes için aynı anlama gelmez.
Hayatı sürekli kişisel algıladığımızda hayal kırıklıkları artar.
Ama onu bir oyun gibi gördüğümüzde, yenilgileri daha kolay kabul ederiz.
Daha çabuk ayağa kalkarız.
Çünkü biliriz ki her oyuncu bazen hata yapar.
Önemli olan oyundan çıkmak değil,
oyunu öğrenerek devam etmektir.
Hayat sürprizlerle doludur.
Tıpkı iyi bir oyun gibi.
Eğer bunu fark edersek, anın tadını çıkarmayı da öğreniriz.
Sadece kazanmayı değil,
yolda öğrendiklerimizi de önemseriz.
Ve unutmayalım:
Bir oyunda eğlence yoksa, oyun anlamsızdır.
Belki de hayatı biraz daha oyun gibi görmek,
onu daha yaşanır kılar.
Bir sonraki hamlede bol şans.


