İnsan hayatında sık sık şu soruyla karşılaşır: Yaptıklarımız gerçekten bize geri döner mi? İyi davranışlar bir gün iyilik olarak mı döner, yoksa bunların hepsi sadece bir tesadüf mü? İşte bu soruların merkezinde çok eski bir kavram vardır: Karma.
Karma kavramı köken olarak Hindistan’ın eski düşünce sistemlerine dayanır. Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi geleneklerde karma, yapılan her eylemin bir sonucu olduğunu anlatır. İnsan sadece yaptıklarıyla değil, söyledikleriyle ve hatta düşündükleriyle bile bir etki yaratır. Bu etki bazen hemen görülür, bazen yıllar sonra ortaya çıkar.
Zamanla bu düşünce dünyanın birçok kültürüne yayıldı. Bugün Batı dünyasında karma çoğu zaman çok basit bir şekilde ifade edilir: “Ne ekersen onu biçersin.” İnsanların birbirlerine nasıl davrandığı, çoğu zaman hayatlarının yönünü de belirler.
Bilim dünyası karma kavramını doğrudan kanıtlayamaz. Ancak sosyal psikoloji bu fikre oldukça yakın bazı sonuçlar ortaya koymuştur. İnsan davranışları üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanlar genellikle kendilerine nasıl davranıldıysa başkalarına da öyle davranma eğilimindedir.
Bu duruma psikolojide karşılıklılık ilkesi denir. Birine yardım eden insanlar çoğu zaman ileride yardım görür. Aynı şekilde güveni kötüye kullanan kişiler zamanla çevresindeki insanların güvenini kaybeder.
Yani karma kavramı mistik bir inanç olsa bile, günlük hayatta onun benzer etkilerini görmek mümkündür. İnsanların davranışları sosyal çevrede bir dalga gibi yayılır ve çoğu zaman geri döner.
Bu durumu anlatan küçük bir hikâye düşünelim.
Max adında genç bir iş insanı vardı. Hırslıydı. Başarı onun için her şeyden daha önemliydi. Ama bu başarıyı elde etmek için çoğu zaman dürüstlük sınırlarını aşardı. Bir gün şirketinde çalışan Daniel’in hak ettiği bir terfiyi almasını engellemek için belgelerle oynadı ve yöneticileri manipüle etti. Sonuçta terfi Max’e verildi.
Daniel için bu büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kariyeri durmuş gibiydi. Ama Daniel farklı bir yol seçti. Şirketten ayrıldı ve küçük bir kafe açtı. Bu sıradan bir kafe değildi. İnsanların buluştuğu, konuştuğu, fikir paylaştığı bir yerdi. Zamanla bu kafe şehirde tanınan bir mekân haline geldi.
Max ise ilk başta zirvedeydi. Ama zamanla işler değişmeye başladı. İş ortakları ona güvenmemeye başladı. Çalışanlar şirketten ayrıldı. Sonunda yaptığı bazı manipülasyonlar ortaya çıktı ve kariyeri hızla çökmeye başladı.
Bir gün tesadüfen Daniel’in kafesinin önünden geçti. İçeri girdiğinde gördüğü şey onu şaşırttı. İnsanlar mutluydu. Çalışanlar Daniel’e saygı duyuyordu. Ortam samimiydi.
Max buna inanamadı. Daniel’e dönüp şöyle dedi:
“Bu başarıyı nasıl elde ettin? İnsanları manipüle etmeden böyle bir şey mümkün değil.”
Daniel sadece gülümsedi ve sakin bir şekilde cevap verdi:
“Hayatta her şey oyunlardan ibaret değil. Bazen dürüst olmak en güçlü stratejidir.”
Max kafeden ayrıldı. Ama o hâlâ bu sözleri anlayamamıştı.
Belki de karma tam olarak burada devreye girer. Çünkü hayat bazen en büyük dersleri en beklenmedik anlarda verir. İnsan başkalarına nasıl davranıyorsa, çoğu zaman hayat da ona benzer bir şekilde karşılık verir.
Bu yüzden karma sadece mistik bir fikir değildir.
Aynı zamanda insan davranışlarının sessiz bir aynasıdır.


