Göç çoğu zaman rakamlarla anlatılır. Kaç kişi geldi, kaç kişi gitti, hangi ülke ne kadar göç aldı… Ama göç aslında sayılardan çok daha fazlasıdır. Göç, yarım kalmış hayatların toplamıdır.
Kimse yaşadığı yeri keyfinden terk etmez. İnsan ancak kalamadığında gider. Gidenler çoğu zaman “şansını denedi” diye anlatılır, kalanlar ise “sabretmeyi seçti” sanılır. Oysa gerçekte her iki taraf da bir şey kaybeder. Giden geçmişini, kalan umudunu.
Göç eden insan sadece ülkesini değil, alışkanlıklarını, dilini, anılarını da geride bırakır. Yeni bir yerde tutunmaya çalışırken eski hayatıyla arasına görünmez bir mesafe girer. Bu mesafe zamanla kapanmaz, sadece insan onunla yaşamayı öğrenir.
Kalanlar için de durum kolay değildir. Gidenin boşluğu her yerde hissedilir. Sokakta, sofrada, bayramda. Göç sadece gideni değil, geride kalanları da eksiltir.
Sınırlar haritalarda çizilir. Ama göç, insanın içinde başlar. Ve çoğu zaman vardığı yerde bitmez.


