Türkiye’de ve dünyada gençler, daha iyi bir gelecek için bavullarını hazırlıyor. Kimisi eğitim için, kimisi iş imkânı için, kimisi ise yalnızca “nefes alabilmek” için. Ama sorulması gereken soru şu: Bu göç dalgası yalnızca ekonomik mi, yoksa çok daha derin bir kırılmaya mı işaret ediyor
Sokaktaki gençlere sorulduğunda, cevaplar hep benzer: “Burada geleceğimi göremiyorum.” İşsizlik, düşük ücretler ve belirsizlik elbette önemli. Ama bir başka boyut daha var: Aidiyet. Birçok genç, kendi ülkesinde değer görmediğini, sesinin duyulmadığını, hayallerine alan açılmadığını söylüyor.
Göç, sadece beyin göçü değil; duygusal bir göç de aynı anda yaşanıyor. Gençlerin memleketlerine dair bağları zayıflıyor, “burada kalsam ne değişir ki?” hissi güçleniyor. O yüzden mesele sadece ekonomik bir sorun değil; toplumsal aidiyetin de erozyonu.
Asıl kritik soru şu: Gençlere yalnızca iş değil, gelecek ve umut da verebilir miyiz? Yoksa valizler kapanmaya, uçak biletleri tek yön alınmaya devam mı edecek?



