Uzun yıllar boyunca “dünya düzeni” diye bir kavramdan söz edildi. Kurallar vardı, dengeler vardı, kim neyi ne kadar yapabilir belliydi. En azından öyle sanılıyordu. Bugün ise bu kavram giderek anlamını yitiriyor. İnsanlar geleceğe baktığında net bir çerçeve değil, belirsizlik görüyor.
Kuralların herkese eşit uygulanmadığı duygusu yaygınlaştıkça güven de zayıflıyor. Güçlü olanın haklı sayıldığı, zayıf olanın görmezden gelindiği bir tablo oluşuyor. Bu durum sadece devletler arasında değil, toplumların içinde de hissediliyor. İnsanlar artık sistemlere değil, kendi küçük alanlarına tutunmaya çalışıyor.
Belirsizlik, insanı yorar. Çünkü insan öngörebildiği yerde plan yapar. Bugün birçok kişi uzun vadeli düşünmekten vazgeçmiş durumda. Ev almak, çocuk yapmak, bir hayat kurmak bile risk hesabına dönüşüyor. Gelecek, umut veren bir alan olmaktan çıkıp kaygı üreten bir kavrama dönüşüyor.
Belki de düzen gerçekten dağılmıyor. Belki sadece eski alışkanlıklarımız işe yaramıyor. Ama bir gerçek var: İnsanlar artık kendilerini korunaklı hissetmiyor. Ve bu hissizlik, en az kaos kadar tehlikeli.
Dünya düzeni tartışmaları yapılırken asıl soru şudur: Bu düzensizlikte insan nerede duruyor ve kendini nasıl ayakta tutuyor?


