İnternet çoğu kişiye “başka bir dünya” gibi gelir. Ama aslında gerçek hayatın dijital hali gibidir. Nasıl sokakta yürürken etrafımıza dikkat ediyorsak, internette gezerken de aynı dikkati göstermek zorundayız. Çünkü internet hem büyük fırsatlarla dolu bir yer, hem de tuzaklarla.
Gerçek hayatta tanımadığımız birine kimliğimizi, adresimizi, banka bilgimizi hemen vermeyiz. Herkese güvenmeyiz. Bir şey içimize sinmezse geri dururuz. İşte bu refleksi dijital dünyada da kullanmak gerekiyor. Çünkü siber dolandırıcılık dediğimiz şey yeni bir şey değil… Sadece şekil değiştirmiş hali. Eskiden kapıya gelerek kandırırlardı, şimdi maille, linkle, sahte mesajla kandırıyorlar.
İki basit örnek düşünelim.
Mesela Mehmet… İnternetten alışverişi çok seviyor. Bir gün mail geliyor: “Sadece bugün! Son 5 ürün! Büyük indirim!”
Mehmet acele ediyor, linke tıklıyor, bilgilerini giriyor. Ama o “müthiş fırsat” meğer tuzakmış. Kart bilgileri gidiyor, iş işten geçmiş oluyor.
Ya da Zeynep… Gün içinde sürekli toplantı, sürekli mail. Bir gün “bankadan” gibi görünen bir e-posta geliyor. Görünüşü de ciddi. O da “tamamdır” deyip tıklıyor. Bir tık… Sonra büyük sıkıntı. Çünkü o mail bankadan değil, dolandırıcıdan.
Bu olaylar artık çok yaygın. Çünkü dolandırıcılar bizim psikolojimizi iyi biliyor:
Acelemizi kullanıyorlar.
Korkumuzu kullanıyorlar.
“Son dakika” baskısı yapıyorlar.
Otorite gibi davranıyorlar (banka, kargo, devlet kurumu).
Bu yüzden en büyük silahımız teknoloji değil sadece… sağduyu.
Elbette Avrupa’da yaşayanlar için DSGVO gibi veri koruma kuralları bir güvence. Ama internet sınır tanımıyor. Avrupa dışındaki sitelerde, uygulamalarda bu güvence her zaman işlemez. Yani “yasa var” diye tamamen rahat olmak da yanlış.
Peki ne yapacağız?
Aslında korunmak zor değil. Birkaç basit alışkanlık bile bizi büyük belalardan kurtarır:
Önce şunu unutma: İçine sinmeyen şey tehlikelidir.
Bir mail çok acilse, çok baskı yapıyorsa, çok “parlak fırsat” gibi duruyorsa durup düşünmek gerekir.
Linklere tıklamadan önce kontrol etmek şart.
Kopya siteler gerçek sitelere çok benzer. Bazen sadece bir harf farkı olur. O yüzden fareyi linkin üstüne getirip gerçek adresi görmek hayat kurtarır.
“https:// var, demek güvenli” diye düşünme.
https sadece bağlantının şifreli olduğunu söyler. Ama karşıdaki kişinin gerçekten kim olduğunu garanti etmez.
Kişisel bilgilerin altın gibidir.
Herkese verilmez.
Kim neyi neden istiyor, gerçekten gerekli mi diye sorgulamak gerekir.
Sosyal medyada da dikkat şart.
Her anını paylaşmak, her yeri göstermek, konum atmak… bunlar fark etmeden açık kapı bırakır. İnternette biraz “gizemli” olmak bazen en iyi güvenliktir.
Parola konusu çok önemli:
Kısa, basit ve aynı şifreleri her yerde kullanmak büyük risktir.
En doğrusu: güçlü şifre + her yerde farklı şifre + mümkünse şifre yöneticisi.
Bir de iki aşamalı doğrulama (2FA)…
Bu, kapına ikinci kilit takmak gibidir. Açık bırakmayın.
Cihazları güncel tutmak da şart.
Çünkü her güncelleme aslında bir güvenlik deliğini kapatır.
VPN de özellikle açık Wi-Fi’larda işe yarar.
Kafede, otelde, havaalanında… VPN sizi bir nebze daha görünmez yapar.
Son olarak: bilgi güçtür.
Ne kadar çok bilirsen, o kadar az kandırılırsın.
Dolandırıcılık yöntemleri değişiyor ama mantığı aynı kalıyor.
Kısacası internet büyük bir şehir gibi…
Her köşesinde güzellik de var, tuzak da var.
Biraz dikkat, biraz şüphe, biraz kontrol…
Ve dijital kimliğini korumuş olursun.


