Hemen hemen bütün anne babalar ve yetişkinler çocukları “doğru” şekilde yetiştirmek ister.
Onlara hayatı anlatırız, neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleriz, bazen uzun uzun nasihat ederiz.
İyi niyetliyizdir. Çünkü en doğrusunu bildiğimizi düşünürüz.
Ama durup kendimize şu soruyu sormakta fayda var:
Söylediklerimiz gerçekten çocuklara geçiyor mu?
Çoğu zaman cevabı içten içe biliyoruz.
Hayır, sanıldığı kadar geçmiyor.
Sorun şu ki çocuklar, söylenenlere değil, yapılanlara bakar.
Yani onları asıl şekillendiren şey sözlerimiz değil, davranışlarımızdır.
Ne kadar “telefonla fazla vakit geçirme” desek de,
elimizi telefondan düşürmüyorsak…
Ne kadar “sağlıklı beslen” desek de,
kendimiz buna dikkat etmiyorsak…
Ne kadar “çalışkan ol” desek de,
biz sürekli erteleyen biri isek…
Çocuklar söylediklerimizi değil, bizi kopyalar.
İşte işin kilit noktası tam da burasıdır.
Çocukları olumlu yönde etkilemek istiyorsak, önce kendimiz örnek olmalıyız.
Medya kullanımını kontrol altına alıyorsak,
hareketli bir hayat sürüyorsak,
çalışkan, düzenli ve dengeli yaşıyorsak…
Çocuklar bunları farkında bile olmadan alır.
Üstelik bunun güzel bir yan etkisi de vardır:
Sadece çocuklar değil, biz de daha iyi bir hayat yaşamaya başlarız.
Elbette bu kolay değildir.
Alışkanlıkları değiştirmek zaman ister.
Bazen insan kendini geri düşerken bulur.
Ama kararlı olunduğunda mümkündür.
Çocukları şekillendirmenin en güçlü yolu,
onlara ne yapmaları gerektiğini anlatmak değil;
nasıl yaşanacağını göstermektir.
Denemeye değer.
Çünkü gerçekten işe yarar.


