CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptal edilmesi ve kayyum atanması, ilk bakışta sadece bir parti içi mesele gibi görülebilir. Ama bu kararın etkisi çok daha geniştir. Çünkü siyasette atılan her adım, sonunda toplumun güvenini, ekonomiyi ve günlük hayatı etkiler.
Demokrasi açısından kongreler, partilerin iç işleyişinin kalbidir. Sandığın kurulması, adayların yarışması, delegelerin karar vermesi… Bunlar olmadan demokrasi sadece kâğıt üzerinde kalır. Bir kongrenin iptal edilmesi, şu soruyu akla getirir: “Kurallar herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa kişilere göre mi değişiyor?”
Etik açıdan da mesele hassas. Bir parti kendi içinde adil ve şeffaf olamazsa, halka nasıl güven verebilir? Siyasetin güvenilirliği, kararların dürüst ve tarafsız şekilde alınmasına bağlıdır.
CHP açısından bu karar, “bizim iç işlerimize müdahale edildi” duygusunu doğurabilir. Parti tabanında ise kırgınlık ve motivasyon kaybı yaratması muhtemeldir.
Diğer partiler olaya kendi çıkarları açısından bakar. İktidar, “CHP kendi içinde bile düzen sağlayamıyor” diyerek eleştirir. Diğer muhalefet partileri ise, “Bu sadece CHP’nin değil, hepimizin demokrasi sınavı” diyebilir.
Toplumun gözünde ise konu çok daha somuttur: Vatandaş şunu sorar, “Bu kavgalar benim cebime, işime, huzuruma nasıl yansıyacak?” İnsanlar istikrar ve adalet ister. Kongre iptalleri ve kayyum atamaları, “Yarın benim oyumun da bir anlamı kalmayacak mı?” endişesini artırır.
Sonuçta bir kongre iptali, sadece bir partinin meselesi değildir. Demokrasiye duyulan güveni, siyasetin etik değerini ve toplumun yarınlara bakışını etkiler. Siyasetçiler unutmamalı: Attıkları her adım, ülkenin tamamını ilgilendirir. Çünkü siyasetteki her sarsıntı, sonunda vatandaşın sofrasına kadar ulaşır.


