Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın, haberlerin tonu birbirine benzemeye başladı. Ekonomi, savaş, kriz, belirsizlik, gelecek kaygısı… Ülke isimleri değişiyor ama başlıklar neredeyse aynı kalıyor. Bu da insanlarda ortak bir ruh halini besliyor: sürekli bir tedirginlik.
Haberler elbette önemli. Bilmek gerekiyor. Ancak sorun, bilginin dozunda değil, sürekli aynı duyguyla verilmesinde. Korku dili yaygınlaştıkça insanlar ya aşırı kaygılı hale geliyor ya da tamamen duyarsızlaşıyor. Her iki durum da sağlıklı değil.
Bir süre sonra insanlar haberlere bakıyor ama gerçekten okumuyor. Görüyor ama hissetmiyor. Çünkü sürekli kötüye maruz kalmak, insanı kendini korumaya zorluyor. Bu korunma hali de ya kaçışa ya da kabullenmeye dönüşüyor.
Asıl tehlike burada başlıyor. Sürekli korku üreten bir gündem, insanları düşünmekten çok savunmaya itiyor. Olan biteni anlamaya değil, sadece atlatmaya çalışıyoruz. Böyle olunca da sorunlar çözülmüyor, sadece erteleniyor.
Belki de mesele haberlerin çok olması değil. Mesele, insanın bu kadar korkuyla baş etmeye çalışmak zorunda kalması. Aynı haberler, aynı korkular… Ve giderek daralan bir iç dünya.


