Amerika dışarıdan bakıldığında hâlâ güçlü. Ekonomi dönüyor, teknoloji ilerliyor, askerî ve siyasi ağırlık devam ediyor. Ama bu gücün altında derin bir çatlak var. ABD bugün güçlü ama aynı zamanda ciddi biçimde bölünmüş durumda.
Bu bölünme sadece siyasetle ilgili değil. Aynı ülkede insanlar farklı gerçekliklerde yaşıyor. Aynı haberi izlemiyor, aynı kelimelere aynı anlamı yüklemiyorlar. Bir taraf için “özgürlük” olan şey, diğer taraf için “tehdit”. Ortak zemin giderek küçülüyor.
Sokakta bu bölünme net hissediliyor. İnsanlar daha temkinli, daha sert ve daha kapalı. Karşısındakini ikna etmeye değil, kendi tarafını savunmaya odaklanmış durumda. Tartışmalar çözüm üretmiyor, sadece cepheleri kalınlaştırıyor.
Siyasi sistem hâlâ işliyor ama toplumun güveni zayıflamış durumda. Seçimler yapılıyor, kurumlar ayakta, fakat sonuçlar insanları birleştirmiyor. Kazanan sevinmiyor, kaybeden kabullenmiyor. Bu da sürekli bir gerginlik hali yaratıyor.
Ekonomik olarak da çelişkili bir tablo var. Bir kesim hâlâ güçlü, üretken ve rahat. Ama geniş bir kitle için hayat pahalı, gelecek belirsiz. Çalışmak yetiyor gibi görünse de güven hissi yok. Bu da öfkeyi ve güvensizliği besliyor.
ABD’nin asıl sorunu güç kaybı değil. Asıl sorun, bu gücün toplumun tamamını taşıyamaması. İnsanlar devlete değil, kendi taraflarına güveniyor. Bu da ülkeyi içeriden zayıflatıyor.
Bugün Amerika hâlâ dünya sahnesinde belirleyici olabilir. Ama içeride yaşanan bu bölünme, uzun vadede en büyük risk haline geliyor. Çünkü bir ülkeyi sadece ekonomi ya da ordu değil, ortak duygular ayakta tutar.
ABD güçlü.
Ama birlikte değil.
Ve bu, dışarıdan görünen güçten çok daha derin bir sorun.


