Bayram geldi diyorlar, takvim öyle yazıyor ama insanın içi aynı şeyi söylemiyor çünkü telefonlar susmuyor, mesajlar akıyor ve herkes birbirine aynı iki kelimeyi gönderiyor, aynı hızla, aynı boşlukla, “iyi bayramlar” yazılıyor, okunuyor ve geçiliyor ama kimse durup gerçekten neyi kutladığını düşünmüyor çünkü ortada kutlanacak bir şey var mı yok mu artık kimse emin değil.
Oysa bayram bir takvim günü olarak başlamadı, bir zorunluluk da değildi, insanın insana yaklaşma ihtiyacından doğdu çünkü bir zamanlar insanlar aynı sofraya oturmanın, aynı kapıdan içeri girmenin, göz göze gelmenin ne kadar kıymetli olduğunu biliyordu ve bayram dediğimiz şey tam olarak buydu, mesafe koymak değil mesafeyi kaldırmaktı.
Bir gün daha geçti diye mi seviniyoruz yoksa gerçekten hayatımızda bir şey değişti mi diye sormaya bile vakit bulamıyoruz çünkü hayat hız kesmeden akıyor, herkes bir şeylerin peşinde koşuyor, kimsenin kimseye tahammülü kalmamışken bayram dediğimiz şey sadece takvimde duran bir kelimeye dönüşüyor ve insan ister istemez soruyor, bu bayram kimin için ve neyin bayramı.
İlk bayramlarda mesaj yoktu ama insanlar vardı, kelimeler azdı ama anlam çoktu, kimse “iyi bayramlar” yazmıyordu çünkü zaten bayram yaşanıyordu, hissediliyordu, paylaşmanın içinde kendiliğinden oluşuyordu.
Paylaşmadıktan sonra neyi kutluyoruz, hatırlamadıktan sonra neyi, gerçekten sormadıktan ve gerçekten dinlemedikten sonra neyin anlamı kalıyor çünkü insanlar artık konuşmuyor sadece yazıyor, sormuyor sadece geçiştiriyor, dinlemiyor sadece cevap veriyor ve her şey bu kadar yüzeysel hale gelmişken biz buna hâlâ bayram demeye devam ediyoruz.
İnsanlar birbirine giderdi, kapılar çalınırdı, içeri girildiğinde sadece bir ziyaret yapılmazdı, aynı zamanda bir yük bırakılırdı, bir kırgınlık, bir mesafe, bir sessizlik orada son bulurdu çünkü bayram biraz da insanın içindeki fazlalıkları bırakma günüydü.
Kırgınlıklar olduğu yerde duruyor, aranmayan insanlar hâlâ aranmıyor, içimizde birikenler sessizce büyüyor ama biz hepsinin üstünü ince bir “iyi bayramlar” örtüsüyle kapatıyoruz sanki o iki kelime her şeyi düzeltecekmiş gibi davranıyoruz ama aslında hiçbir şey düzelmiyor sadece daha derine itiliyor, sadece gizleniyor.
Zaman değişti, insanlar değişti, bayram da değişti ama belki de en çok anlamını kaybetti çünkü artık kimse gitmiyor, kimse kapı çalmıyor, herkes yazıyor, herkes geçiyor, herkes bir şey yapmış gibi hissediyor ama aslında hiçbir şey yapmıyor.
Belki de asıl sorun burada çünkü artık hissetmeden yaşıyoruz, otomatik konuşuyor, otomatik yazıyor, otomatik kutluyoruz ve içimizde eksik olan şeyin ne olduğunu fark etsek bile onu sormaya cesaret edemiyoruz çünkü cevabın ağır olduğunu biliyoruz, çünkü cevabın bizi rahatsız edeceğini biliyoruz ve belki de en dürüst cevap şu oluyor, biz bayramı yaşamıyoruz sadece günü geçiriyoruz.
Ama yine de her şey bitmiş değil çünkü değişim dediğimiz şey büyük adımlarla değil küçük hareketlerle başlıyor ve belki de yapılabilecek en gerçek şey birini gerçekten aramak, sadece mesaj atmak değil sesini duymak, “iyi bayramlar” demek değil “gerçekten nasılsın” diye sormak ve o cevabı gerçekten beklemek, gerçekten dinlemek, geçiştirmemek.
Uzun zamandır konuşmadığın birine ulaşmak, bir sebep aramadan sadece insan olduğun için aramak, kırgınlığı taşımak yerine bırakmayı seçmek, haklı çıkmaya çalışmak yerine insan kalmayı tercih etmek çünkü büyük değişimler her zaman küçük kararlarla başlar ve gerçek olan her şey zaten küçük başlar.
Çünkü bayram dışarıda kurulan bir şey değildir, ne mesajlarda ne paylaşımlarda ne de takvimde başlar, bayram insanın içinde başlar ve eğer insan o adımı atmazsa, eğer biri gerçekten başlatmazsa, bayram hiçbir zaman gelmez.
Sadece gelir gibi yapar ve geçer.
Bu bayramı sadece geçirme.
Yaşa.
İyi Bayramlar.


