İnsan iyilik yaparken çoğu zaman kendini iyi hisseder. Ama bazen yapılan bir iyilik, farkında olmadan karşı taraf için bir yük haline gelebilir. Çünkü iyiliğin değeri, onu yaptıktan sonra nasıl davrandığımızla ilgilidir.
Bunu size kısa bir hikâyeyle anlatayım.
Soğuk bir gündü. Gökyüzü kapkaraydı ve birazdan yağmurun başlayacağı belliydi. Yolda yürüyen bir adam adımlarını hızlandırmıştı. Tam o sırada yoldan bir araba geçti. Direksiyondaki kişi adamın bir arkadaşıydı.
Arabayı yavaşlattı, camı indirdi ve seslendi:
“Gel, seni bırakayım. Birazdan yağmur başlayacak.”
Adam arabaya biner binmez yağmur başladı. Ama öyle bir yağdı ki sokaklar kısa sürede suyla doldu. Neyse ki arkadaşı onu arabaya almıştı ve adam ıslanmadan evine ulaştı.
Adam teşekkür ederek arabadan indi. Küçük ama güzel bir dostluk anıydı.
Aradan zaman geçti.
Bir gün yeniden karşılaştılar. Arabasına alan kişi gülümseyerek sordu:
“O gün seni arabaya almam çok işine yaradı değil mi?”
Arkadaşı teşekkür etti. Gerçekten de o gün yaptığı yardım çok işe yaramıştı.
Fakat mesele orada bitmedi.
Bir sonraki karşılaşmada aynı konu tekrar açıldı.
Sonra başka bir gün yine hatırlatıldı.
“Ben olmasaydım o gün nasıl gidecektin?”
“Seni arabaya almasaydım perişan olurdun.”
Zamanla bu sözler bir teşekkür hatırlatması olmaktan çıktı. Yapılan iyilik sanki sürekli ödenmesi gereken bir borç gibi anlatılmaya başladı.
Bir gün birlikte yürürlerken bir yüzme havuzunun yanından geçiyorlardı. Arabasına alan adam yine aynı cümleyi kurdu:
“Ben olmasaydım o gün seni arabaya alıp götürmeseydim, ne halde kalırdın kim bilir.”
Bu söz üzerine diğeri bir anda durdu. Hiçbir şey söylemeden havuza doğru yürüdü ve kendini suyun içine bıraktı.
Birkaç saniye sonra sudan sırılsıklam çıktı. Arkadaşının gözlerinin içine bakarak sakin bir sesle şöyle dedi:
“Bak… en fazla bu kadar ıslanırdım.”
İşte iyiliğin kırıldığı nokta tam burasıdır.
Gerçek iyilik, yapıldığı anda unutulandır. Sürekli hatırlatılan bir iyilik ise artık iyilik değildir; karşı tarafa yüklenen görünmez bir borçtur.
Belki de bu yüzden bazı insanlar, yapılan iyiliğin gölgesinde yaşamaktansa özgür kalmayı tercih eder. Tıpkı edebiyatımızdaki o meşhur hikâyede olduğu gibi…
İnsan bazen sadece şunu söylemek ister:
“Al diyetini… ve artık bana yaptığın iyiliği hatırlatma.”


