En ilginç güvensizlik, başarısız insanların değil, çoğu zaman başarılı insanların içinde yaşar. İyi bir işiniz vardır, emek vermişsinizdir, bulunduğunuz noktaya tesadüfen gelmemişsinizdir. Çevreniz sizi takdir eder, yaptıklarınız görünürdür. Ama içinizde bir ses sürekli fısıldar: “Acaba gerçekten yeterli miyim?”, “Ya bir gün herkes gerçeği anlarsa?”, “Belki de sadece şanslıydım.” İnsan bazen en çok yükseldiği yerde kendinden şüphe eder.
Dışarıdan bakıldığında güçlü, donanımlı ve kendinden emin görünen birçok insanın içinde sessiz bir korku yaşar. Bu korku, bulunduğu yere ait değilmiş gibi hissetme halidir. Sanki bir gün biri çıkıp “Sen aslında sandığımız kadar iyi değilsin” diyecekmiş gibi bir tedirginliktir bu. Garip olan ise, bu duygunun genellikle gerçekten yetersiz olanlarda değil, tam tersine sorumluluk sahibi ve yetenekli insanlarda daha sık görülmesidir.
Kendini sürekli sorgulayan insan hata yapmaktan korkar. Hata yapmaktan korkan insan kusursuz olmaya çalışır. Kusursuz olmaya çalışan insan ise hiçbir zaman kendini yeterli hissetmez. Böylece görünmez bir döngü başlar. Başarı gelir ama kişi buna inanmaz. Tebrik alır ama küçümser. Takdir edilir ama içten içe “Abartıyorlar” der. Elde edilen sonuçları şansa, zamana ya da başkalarının yanılgısına bağlar.
Bu duygu bazen çocuklukta başlar. Sürekli yüksek beklentilerle büyüyen, hataya alan tanınmayan ortamlarda yetişen bireyler, yetişkin olduklarında da kendilerini sürekli kanıtlamak zorunda hissederler. Bazen de toplumun başarı tanımı bu baskıyı besler. Sürekli daha fazlası, daha iyisi, daha mükemmeli istenir. İnsan ne yaparsa yapsın eksik hisseder. Ve en büyük yanılgı şudur: Herkes sizden emin, bir tek siz kendinizden değilsiniz.
Oysa gerçek çoğu zaman çok daha nettir. İnsan bulunduğu yere şans eseri gelmez. Çalışarak, deneyerek, hata yaparak ve vazgeçmeyerek gelir. Ama zihin başarıyı küçültmeye eğilimlidir. “Şanstı” der. “Tesadüftü” der. “Herkes yapardı” der. Kendini geri plana iter. Belki de sorun yetersizlik değil, başarıyı kabullenememektir.
İnsan kendine dışarıdan bakabilse, çoğu zaman başkalarının gördüğü tabloyla kendi zihnindeki tablo arasında büyük bir fark olduğunu fark ederdi. Zihin çoğu zaman en sert eleştirmenimizdir. Ama eleştirmen olmak, haklı olmak anlamına gelmez. Sürekli kendini sorgulayan bir zihin, bir süre sonra insanın önünü kesmeye başlar.
Belki de önce şunu kabul etmek gerekir: Kendinden şüphe etmek sandığımızdan çok daha yaygındır. Birçok başarılı insan aynı duyguyu yaşar ama bunu dile getirmez. Herkes güçlü görünmeye çalışır. Oysa o iç ses insanı tanımlamaz, sadece sınar. Önemli olan, o sesi mutlak gerçek gibi kabul etmemektir.
İnsan yaptığı işi küçültmek yerine sahiplenmeyi öğrenmelidir. Başarısını tesadüf değil, emek olarak görmelidir. Hata yapmanın yetersizlik değil, gelişimin bir parçası olduğunu hatırlamalıdır. Çünkü gerçekten yetersiz olanlar genellikle kendilerinden şüphe etmezler. Kendinden şüphe edenler ise çoğu zaman sandıklarından çok daha yeterlidir.
Belki de en büyük cesaret, başarını inkâr etmemektir.


