Bir insan konuşmadığında gerçekten ne anlatır?
Kabul mü eder, reddeder mi, yoksa sadece yorulmuş mudur?
Günlük hayatımızda en çok yapılan hatalardan biri, sessizliği onay sanmaktır. Oysa çoğu zaman sessizlik, kabul değil; tam tersine, içten gelen bir mesafedir. İnsanlar bazen tartışmamak için susar, bazen karşısındakinin değişmeyeceğini bildiği için susar, bazen de konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini hissettiği için.
Ama konuşan kişi genellikle başka türlü düşünür.
“Ses çıkarmadı, demek ki kabul etti.”
İşte asıl kırılma noktası burada başlar.
Aile içinde, iş hayatında, dostluklarda ve toplumda pek çok yanlış anlaşılmanın temelinde bu varsayım yatar. Sessizlik, çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır. İnsan kendini korumak için susar. Tartışmanın büyümemesi için susar. Enerjisini daha önemli şeylere saklamak için susar. Bazen de karşısındakinin gerçekten dinlemediğini fark ettiği anda konuşmayı bırakır.
Çünkü dinlenmediğini hisseden insan, anlatmaktan vazgeçer.
Toplum olarak konuşmayı çok seviyoruz ama dinlemeyi pek bilmiyoruz. Herkes fikrini söylemek istiyor, herkes haklı çıkmak istiyor. Böyle bir ortamda itiraz eden kişi “zor”, “uyumsuz” ya da “negatif” olarak etiketlenebiliyor. Bu yüzden birçok insan açıkça karşı çıkmak yerine sessiz kalmayı tercih ediyor. Sessizlik böylece bir iletişim biçimine dönüşüyor. Ama yanlış okunan bir iletişim biçimine.
Sessiz kalan kişinin içinde çoğu zaman birikir düşünceler. Söylenmemiş cümleler, bastırılmış itirazlar, ifade edilmemiş duygular. Zamanla bu birikim ya mesafeye dönüşür ya da kopuşa. Çünkü anlaşılmadığını hisseden insan, bir süre sonra anlatma isteğini tamamen kaybeder.
Gerçek iletişim, sadece konuşmakla değil, karşı tarafın sessizliğini de doğru okuyabilmekle mümkündür. Biri konuşmuyorsa, bu onun kabul ettiği anlamına gelmez. Belki sadece o an konuşmak istemiyordur. Belki de konuşmanın bir anlamı kalmamıştır.
Belki de en dürüst cümle şudur:
“Susuyorsam, bu her zaman kabul ettiğim anlamına gelmez.”
İlişkilerde, iş hayatında ve toplumda daha sağlıklı bir iletişim istiyorsak, varsaymayı bırakmamız gerekiyor. Onay duymak istiyorsak sormalıyız. Gerçekten ne düşünüldüğünü öğrenmek istiyorsak alan açmalıyız. Çünkü insanların konuşabilmesi için önce dinleneceklerini hissetmeleri gerekir.
Bazen açık bir “katılmıyorum” demek, uzun bir sessizlikten daha dürüsttür.
Bazen de birinin sessizliğini fark edip “Ne düşünüyorsun?” diye sormak, bir ilişkiyi kurtarır.
Unutmayalım:
Sessizlik her zaman huzur değildir.
Bazen sadece söylenmemiş bir gerçektir.


