Günümüz dünyası çok hızlı. Sürekli çevrim içiyiz, telefonlar susmuyor, mesajlar bitmiyor, sosyal medya akıp gidiyor. Her şeye yetişmeye çalışırken çoğu zaman fark etmediğimiz bir şey var: Ruh sağlığımız yavaş yavaş yıpranıyor.
Anke’yi düşünelim. 30 yaşında, bir pazarlama yöneticisi. Güne daha yataktan kalkmadan e-postalarla başlıyor. Toplantılar, sosyal medya, iş baskısı… Bir yandan ailesiyle, arkadaşlarıyla bağlantıda kalmaya çalışıyor. Ama günün sonunda hissettiği şey şu: Hiçbir zaman gerçekten dinlenememek. Sürekli bağlı olmak, onu yormuş.
Anke’nin yaşadıkları aslında çok tanıdık. Araştırmalar, insanların giderek daha fazla çevrim içi olduğunu gösteriyor. Yıllar geçtikçe bu oran artıyor ve “hep ulaşılabilir olma” hali artık normal kabul ediliyor. Ama bunun bir bedeli var.
Bilimsel çalışmalar, akıllı telefonlara ve ekranlara aşırı bağlı olmanın stres seviyesini yükselttiğini ortaya koyuyor. Uzun ekran süresi; uyku sorunları, kaygı ve depresyonla ilişkilendiriliyor. Yani mesele sadece yorgunluk değil, zihinsel bir yük.
İyi haber şu: Çaresiz değiliz.
Araştırmalar, meditasyon ve farkındalık çalışmalarının stresi azalttığını gösteriyor. Hareket etmek, yürüyüş yapmak, sporla uğraşmak da ruh halini olumlu etkiliyor. Çünkü vücut hareket ettiğinde mutluluk hormonları devreye giriyor.
Uzmanlar, modern dünyanın baskılarına karşı zihinsel dayanıklılık geliştirmenin şart olduğunu söylüyor. Bunun yolu da küçük ama düzenli alışkanlıklardan geçiyor. Kendimize ait molalar yaratmak, ekranlardan uzak kalabildiğimiz zamanlar oluşturmak, “durmak” gerektiğini kabul etmek…
Ruh sağlığının bu kadar zorlandığını fark etmek, aslında ilk ve en önemli adım. Ne yaşadığımızı anladığımızda, kendimizi koruyacak yolları da bulabiliyoruz.
Hayat hızlandı, evet.
Ama zihnimizin bu hıza her zaman ayak uydurmak zorunda olmadığını da hatırlamamız gerekiyor.


