Hepimiz mutlu olmak isteriz. Daha huzurlu, daha keyifli, daha iyi hissettiğimiz bir hayat hayal ederiz. Ama çoğu zaman mutluluğu dışarıda ararız. Para olursa, iş yolunda giderse, insanlar değişirse… Oysa asıl gerçek şu: Mutlu olmak, büyük ölçüde bir tercihtir.
Hayatta her şey bizim kontrolümüzde değil. Kötü şeyler olabilir, beklemediğimiz sorunlarla karşılaşabiliriz. Bunu engelleyemeyiz. Ama bu yaşananlara nasıl baktığımız, nasıl tepki verdiğimiz bizim elimizdedir.
Mutlu olmayı seçen insanlar, hayatın zor taraflarını inkâr etmez. Ama onları birer yıkım değil, birer ders olarak görür. “Neden benim başıma geldi?” demek yerine, “Buradan ne öğrenebilirim?” diye sorar. Sahip olmadıklarına değil, elindekilere odaklanır.
İşte burada devreye şükretmek girer. Çoğu zaman eksiklere takılırız. Daha fazlasını isterken, zaten sahip olduklarımızı görmezden geliriz. Oysa küçük şeyler bile büyük mutluluklar barındırır. Sağlık, bir kahve molası, sevdiklerinle geçirilen bir an… Bunların farkına varmak insanın bakışını değiştirir.
Şükretmeyi alışkanlık haline getiren insanlar, hayatta daha tatmin olur. Çünkü mutluluğu uzak hedeflerde değil, günlük hayatın içinde bulurlar.
Bir de düşünce meselesi var. Sürekli olumsuz düşünen, kendini eleştiren, her şeyin kötü tarafına odaklanan birinin mutlu olması kolay değildir. Mutlu insanlar, olumlu düşünmeyi bilinçli olarak seçer. Bu, her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez. Ama zihni karanlıkta tutmak yerine, ışığı aramak demektir.
Pozitif düşünmek stresi azaltır, kaygıyı hafifletir ve insanın hayata daha sağlam durmasını sağlar. Sorunlar bitmez ama onlarla baş etme gücü artar.
Mutlu olmak, hiç üzülmemek demek değildir. Hayatın acılarını yok saymak da değildir. Mutlu olmak, tüm bunlara rağmen iyiye tutunabilmektir. Bakış açısını, düşünceyi ve tutumu yönetebilmektir.
Sonuçta mutluluk, dış koşulların bize sunduğu bir hediye değil; her gün verdiğimiz bir karardır.
Ve o karar, başkasının değil, bizim elimizdedir.


