Gece… Her yer sessizleştiğinde, gökyüzü karanlığın içine serpilmiş yıldızlarla dolduğunda, dünyanın her yerinde insanlar aynı şeye hazırlanır: uykuya.
Ama herkes aynı şekilde uyumaz.
Bazıları başını yastığa koyar koymaz uyur. Sanki bir düğmeye basılmış gibi…
Bazıları ise yatakta döner durur. Düşünceler susmaz. Beden rahat edemez. Göz kapanmaz. Uyku bir türlü gelmez.
Peki uyku neden bu kadar farklıdır?
Kimisi 6 saatle dinç kalkar, kimisi 9 saat uyusa bile yorgundur.
Kimisi gece boyunca deliksiz uyur, kimisi en ufak seste uyanır.
İşin güzel yanı şu: Uyku sadece “bayılmak” değildir. Uyku, beynin yaptığı çok ciddi bir çalışmadır.
Uyuduğumuzda beynimiz kapatılıp kenara kaldırılmaz. Tam tersine, gece boyunca bir yolculuğa çıkar. Uykunun içinde farklı evreler vardır. Bunlar sırayla gelir ve gider.
Uykunun iki ana türü vardır: REM uykusu ve Non-REM uykusu.
Non-REM uykusu da kendi içinde üç aşamaya ayrılır:
- İlk aşama hafif uyku
- İkinci aşama orta uyku
- Üçüncü aşama derin uyku
Derin uyku dediğimiz şey, bedenin tamir zamanı gibidir. Hücreler yenilenir, bağışıklık sistemi güçlenir, vücut toparlanır.
REM uykusu ise daha çok rüyalarla ilgilidir. Bu evrede beyin gün içinde yaşananları düzenler, duyguları işler, anıları toparlar. Kısacası REM uykusu, zihnin “temizlik ve arşivleme” süreci gibidir.
Bu yüzden iyi bir uyku sadece beden için değil, ruh hali için de önemlidir.
Uykusuz insan daha çabuk sinirlenir, daha kolay kırılır, daha zor odaklanır. Çünkü beyin kendini toparlayamamıştır.
Peki insanlar neden farklı sürelerde uykuya ihtiyaç duyar?
Bilim insanları bunun bir kısmının genetik olduğunu söylüyor. Yani bazı insanların vücudu daha az uykuyla bile idare edebiliyor. Ama bu herkes için geçerli değil.
Uyku sadece genetikle belirlenmez. Çevre, hayat tarzı, stres, beslenme ve gün içindeki alışkanlıklar da uykuyu doğrudan etkiler.
Bazı insanlar “uyumak” için yatağa girer ama beyin hâlâ çalışır.
Düşünceler taşar: “Yarın ne olacak?” “Şunu unuttum mu?” “Bunu nasıl yapacağım?”
Beden yorgundur ama zihin susmaz.
İşte burada devreye çok önemli bir şey giriyor: Uyku hijyeni.
Uyku hijyeni, aslında şunu demek: Uykuyu kolaylaştıran düzeni kurmak.
Basit ama etkili birkaç şey vardır:
Öncelikle aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışmak…
Her gün farklı saatlerde yatarsanız bedeniniz şaşırır. Uykunun ritmi bozulur.
Yatmadan hemen önce ağır yemek yemek de uykuya zarar verebilir.
Aynı şekilde kafein… Akşam saatlerinde çay-kahve içmek bazı kişilerde uykuyu tamamen kaçırır.
Bir diğer konu uyku ortamı…
Oda çok sıcaksa uyku zorlaşır. Çok aydınlıksa beyin “gündüz sanır” ve rahat edemez.
Sessiz, karanlık ve serin bir ortam uyku için en uygunudur.
Bir de küçük uyku ritüelleri çok işe yarar.
Beyne “uyku zamanı geldi” sinyali vermek gerekir. Bu herkes için farklı olabilir:
- Kısa bir dua
- Birkaç sayfa kitap okumak
- Rahatlatıcı müzik
- Nefes egzersizi
- 5 dakika meditasyon
Ama son yılların en büyük düşmanı var: ekran.
Telefon, tablet, bilgisayar… Özellikle yatmadan önce ekrana bakmak beyni uyarır.
Beyin uyku moduna geçmez, tetikte kalır.
Bu yüzden yatmadan en az 30-60 dakika önce ekranı azaltmak bile fark yaratır.
Gün içindeki yaşam da uykuyu belirler.
Hareket eden insan daha rahat uyur.
Gün ışığı alan insanın biyolojik saati daha düzenli çalışır.
Dengeli beslenmek, su içmek, gün boyu stres biriktirmemek… bunların hepsi uykuyu etkiler.
Bazı insanlar uyku uygulamaları veya bileklikler kullanıyor. Bu da faydalı olabilir. En azından kişi kendi uyku düzenini görür ve “nerede bozuluyor?” diye fark eder.
Sonuç olarak uyku evrensel bir ihtiyaçtır ama herkesin uykusu kendine özeldir.
Kimisi hafif uyur, kimisi derin. Kimisi erken yatar, kimisi geç.
Ama iyi haber şu: Doğru alışkanlıklarla uyku kalitesi ciddi şekilde artırılabilir.
Çünkü kaliteli uyku demek, daha sağlıklı beden demek…
Daha dengeli ruh hali demek…
Daha güçlü zihin demek…
Uyku, hayatın içinde “boşa giden zaman” değildir.
Uyku, insanın kendini yeniden kurduğu zamandır.


