Hepimizin bildiği bir söz var: “Hayatın hızlı şeridinde olmak.”
Yani hep önde gitmek… Hızlı olmak… Fırsatları yakalamak… Sürekli ilerlemek…
Ama insan ister istemez şunu soruyor: Bazıları nasıl hep önde gidiyor da bazıları aynı isteğe sahip olsa bile bir türlü ilerleyemiyor?
Bu iş sadece şans mı? Yoksa bir mantığı var mı?
Aslında bu konu, iki farklı hayat tarzını gösteriyor. Gelin bunu iki kişi üzerinden düşünelim: Aslı ve Mert.
Aslı, enerjisi yüksek bir insan. Hedefi var. Cesareti var. Bir şeyi kafasına koyunca “nasıl olur?” diye düşünmek yerine “olur, ben yaparım” diye yola çıkıyor. Risk almaktan korkmuyor. Deniyor, yanılıyor, tekrar deniyor. Hata yapsa bile yıkılmıyor. Bir gün kaybediyor, ertesi gün yine ayağa kalkıyor.
Aslı’nın hayatı dışarıdan bakınca başarı gibi görünüyor. Sanki hep “bir adım önde.” Hep hareket halinde. Hep bir şeyler büyütüyor.
Bir de Mert var. Aslında Mert de istiyor. Mert de başarı istiyor. Mert de kendini gerçekleştirmek istiyor. Ama işte olmuyor… Ne zaman yola çıkacak olsa içinden bir ses başlıyor:
“Ya olmazsa?”
“Ya rezil olursam?”
“Ya yanlış karar verirsem?”
“Ya herkes benden daha iyiyse?”
Mert’in içinde istek var ama sürekli kendini sorguluyor. Karar vermekte zorlanıyor. Başlamakta zorlanıyor. Başlasa bile devam ettirmekte zorlanıyor. Bir adım atıyor ama sonra geri çekiliyor. Bir şey deneyecek oluyor ama korku ağır basıyor.
Sonuç? Aslı önde gidiyor, Mert ise yetişmeye çalışıyor.
Bu da Mert’in özgüvenini iyice düşürüyor. Zihin daha da karışıyor. Ve hayat bir yarış gibi hissedilmeye başlıyor.
Peki Aslı’yı hızlı şeride taşıyan şey ne?
Birincisi: Risk alabilmek.
Aslı her şeyi garantiye bağlamıyor. Çünkü biliyor ki hayatta garanti diye bir şey yok. Başarının içinde risk var.
İkincisi: Proaktif olmak.
Yani “birileri bana fırsat versin” demek yerine “ben fırsatı kendim yaratırım” diyebilmek. Aslı beklemiyor. Başlıyor.
Üçüncüsü: Kendini motive edebilmek.
Bazı insanlar dışarıdan alkış gelmeyince durur. Aslı ise kendi içinden güç bulabiliyor. Çünkü hedefini biliyor.
Dördüncüsü: Net hedef.
Aslı ne istediğini biliyor. Nereye yürüdüğünü biliyor. Bu yüzden enerjisi dağılmıyor.
Beşincisi: Zaman yönetimi.
Aslı zaman çalan şeylerden kaçıyor. Boş kalabalıklar, boş konuşmalar, gereksiz stres… Enerjisini doğru yere koyuyor.
Altıncısı: Sürekli gelişmek.
Aslı “ben oldum” demiyor. Öğreniyor. Okuyor. Deniyor. Güncelliyor kendini. Bu da onu hep ileri taşıyor.
Peki Mert’i geri çeken şey ne?
Genelde aynı şeyler:
kendinden şüphe etmek, kararsızlık, disiplin eksikliği, erteleme ve korku…
Şunu açıkça söylemek lazım: Mert tembel olduğu için değil… Zihni çok konuştuğu için ilerleyemiyor. Bazen insanın en büyük düşmanı dışarıdaki engeller değil, kendi kafasının içidir.
Peki hızlı şeride geçmek için ne yapmak lazım?
Önce en temel şey: Hedefini netleştirmek.
Ne istiyorsun? Gerçekten ne istiyorsun? İnsan bunu bilmeden hızlanamaz.
Sonra: Kendini tanımak.
Güçlü yanın ne? Zayıf yanın ne? Nerede takılıyorsun? Nerede parlıyorsun?
Bir de şunu öğrenmek gerekiyor:
Sorun görünce “eyvah” demek yerine “tamam, buradan ne öğrenirim?” diyebilmek. Çünkü hayat zaten kolay olmayacak. Ama bakış açısı her şeyi değiştirir.
Ve motivasyon…
İnsanı yürüten şey motivasyondur. Bazen para, bazen özgürlük, bazen aile, bazen ispat… Herkesin nedeni farklıdır. Ama herkesin bir “neden”i olmalı. Çünkü “neden” yoksa “nasıl” da çıkmaz.
Günlük plan da çok önemli.
İnsan gününü yönetemezse hayat onu yönetir. Öncelikleri belirlemek, vakit öldüren şeylerden uzak durmak, küçük ama düzenli adımlar atmak… Bunlar bir süre sonra büyük fark yaratır.
Bir de kendine inanmak gerekiyor.
Kusursuz özgüven değil… ama “ben bunu öğrenebilirim” diyebilmek. Çünkü özgüven, bazen başarıdan önce gelir. İnsan kendini inandırmadan hayatı ikna edemez.
Şunu unutmayalım: Hayatın hızlı şeridi sadece “elit” bir kesime ait değil. İsteyen herkes oraya geçebilir. Ama bunun şartı var: kendine çalışmak, hedef koymak ve yolda kalmak.
Ve en önemli cümle:
Hızlı şerit demek “hep daha hızlı ol” demek değildir.
Bazen hızlı şerit, doğru yolda yürümek demektir.
Kimi için hız, büyümektir.
Kimi için hız, sadeleşmektir.
Kimi için hız, cesaret etmektir.
Kimi için hız, “hayır” diyebilmektir.
Önemli olan şudur: Direksiyonda sen var mısın?
Çünkü hayatın en büyük farkı, “yaşamak” ile “yaşatılmak” arasındadır.
Hızlı şerit, aslında kendi hayatını eline alma cesaretidir.


