Çocuk dediğimiz şey, aslında hayatın en saf aynasıdır. Biz yetişkinler yıllar içinde duygularımızı saklamayı, bastırmayı, “idare etmeyi” öğreniyoruz. Ama çocuk öyle mi? O ne hissediyorsa onu yaşar. Sevinci de büyüktür, kırgınlığı da… Korkusu da anlıktır, öfkesi de. Bir bakarsınız kahkaha atarken, bir bakarsınız gözleri dolmuş; bir bakarsınız hiçbir şey yokken bir anda taşmış. İşte tam da bu yüzden, çocukların zor duygular yaşadığı anlar sadece onların sınavı değil, aynı zamanda bizim de sınavımızdır.
Bir çocuk sinirlendiğinde, bağırdığında, ağladığında ya da içine kapandığında çoğu yetişkinin ilk refleksi aynı olur: “Sakin ol!” Ne kadar tanıdık değil mi? Sanki bir düğmeye basıyoruz ve çocuk birden sakinleşecek. Ama çocuk dediğimiz varlık bir makine değil. Hele ki duygular içindeyken… O an çocuk sadece “sakin ol” sözünü duymaz; bizim yüzümüzdeki gerginliği, sesimizin tonundaki tahammülsüzlüğü, gözümüzdeki aceleyi de görür. Ve çoğu zaman o duygular daha da büyür.
Bazen de yetişkinler bu duygusal fırtınayı görmezden gelmeyi seçer. “Boş ver, birazdan geçer.” Evet, geçebilir… ama her geçen duygu, anlaşılmadan geçerse geride iz bırakır. Çünkü çocuk o an şunu sorar aslında: “Beni gören var mı?” “Beni anlayan var mı?” “Benim içimde kopan bu şey önemli mi?” Çocuğun yaşadığı şey bazen bir oyuncağın kırılması değildir, bazen okulda duyduğu bir cümledir, bazen arkadaşının yaptığı bir şakadır, bazen de anlatamadığı bir korkudur. Küçük gibi görünen şeyler, çocuk dünyasında büyük anlamlar taşır.
İşte burada bize düşen şey, çocuğu susturmak değil, çocuğa alan açmaktır. Onu sakinleştirmekten önce, “Bu duygu niye çıktı?” sorusunu sormaktır. Yani önce anlamaya çalışmaktır. Çocuğa öyle uzun uzun konuşmalar yapmak gerekmez. Bazen sadece yanına oturup “Ne oldu?” demek bile yeter. Bazen “Seni en çok ne üzdü?” diye sormak, çocuğun içindeki düğümü çözmeye başlar. Çocuk anlatırken sözünü kesmeden dinlemek… Küçük bir şey gibi durur ama aslında en büyük şeydir.
Tabii bir şartla: Biz sakin kalabilirsek. Çünkü çocuklar bizim gibi değildir, onlar kelimeden önce enerjiyi okur. Biz telaşlıysak, sinirliysek, acelemiz varsa çocuk bunu bir tehdit gibi algılar. Zaten zor durumda olan çocuk, kendini daha da sıkışmış hisseder. Bu yüzden bazen çocuğu sakinleştirmek için yapılacak ilk şey, yetişkinin kendi nefesini sakinleştirmesidir. Bir çocuğa verilebilecek en büyük güven, bir yetişkinin “Ben buradayım ve panik yapmıyorum” halidir.
Elbette her şey sadece konuşmakla düzelmez. Bazen çocuk o kadar doludur ki kelimeyle boşaltamaz, bedenle boşaltır. Böyle anlarda küçük rahatlama yöntemleri çok işe yarar. Mesela basit bir nefes egzersizi… Çocuğa “Derin nefes al, biraz tut, sonra yavaşça ver” demek. Bu kadar. Bazen o yavaş nefes bile çocuğun içindeki fırtınayı dindirir. Bazen birkaç esneme hareketi, biraz yürüyüş, biraz hareket etmek çocuğun içindeki gerginliği dışarı çıkarır. Bazı çocuklar oturup susmakla rahatlar, bazıları koşup oynayınca toparlanır. Çünkü her çocuğun dili farklıdır. Biri nefesle sakinleşir, biri hareketle, biri sarılınca, biri yalnız kalınca… Bu yüzden tek bir doğru yoktur.
Ama şunu da bilmek gerekir: Bu yöntemlerin en etkili olduğu zaman, kriz anı değil, krizden önce öğrenildiği zamandır. Yani çocuk sakin bir zamanda bu yöntemleri denemişse, zor an geldiğinde de daha kolay uygular. Daha tanıdıktır, daha güvenlidir. Çünkü çocuk o an yeni bir şey öğrenmeye değil, tutunacak bir şeye ihtiyaç duyar.
Şunu kabul edelim: Bu süreç sabır ister. Hem de gerçek sabır… “Bir kere söyledim niye olmuyor?” sabrı değil. “Her denemede biraz daha iyi olacak” sabrı. Çünkü her çocuk başka bir dünyadır. Birinde işe yarayan yöntem, diğerinde işe yaramaz. O yüzden denemek, gözlemlemek, vazgeçmemek gerekir.
Ama bütün tekniklerin üstünde bir şey var: Çocuğa “anlaşıldığını” hissettirmek. Çünkü çocuk aslında şunu duymak ister: “Korkma, güvendesin.” “Seni seviyorum.” “Yanındayım.” Bazen bunu kelimeyle söylemek bile gerekmez. Bir bakış, bir duruş, bir sakin ses tonu bile yeter. Çocuk şunu hissettiğinde içi yumuşar: “Ben yalnız değilim.” Ve çoğu zaman gerçek dönüşüm tam burada başlar.
Belki de çocukları sakinleştirmek dediğimiz şey, onları kontrol etmek değil; onların duygularına eşlik etmektir. Bir çocuğun duygusu geçer, evet. Ama o duygu geçerken yanında kim vardı, onu çocuk ömrü boyunca unutmaz. Çünkü çocukların hafızası kelimeleri değil, hisleri kaydeder. Ve en güzel kayıt şudur: “Ben zor anımda bile sevildim.”


