Çoğu zaman çocukları ciddiye almakta zorlanırız.
Sonuçta onlar küçük, deneyimsiz ve hayatı henüz tanımayan bireylerdir.
Kendi kendimize sorarız:
“Ne bilebilir ki?”
“Nasıl kendi fikri olabilir?”
Ama işin ilginç yanı şu:
Çocukların gerçekten fikirleri vardır.
Hem de düşündüğümüzden çok daha erken yaşlarda.
Bir çocuğun, ileride kendine güvenen, mutlu ve karar verebilen bir yetişkin olabilmesi için;
çok erken yaşlardan itibaren bir birey olarak görülmesi gerekir.
Yani sadece dinleyen değil, konuşabilen;
sadece uyan değil, düşünebilen biri olarak.
Elbette kabul edelim:
Çocukların birçok konuda bilgisi ve deneyimi yoktur.
Bu yüzden onları yönlendirmemiz, yol göstermemiz gerekir.
Ama bu, onların fikirlerini yok saymamız gerektiği anlamına gelmez.
Asıl farkı yaratan şey şudur:
Çocuğu gerçekten dinlemek.
Gerçekten dinlemek;
söylediklerini hemen küçümsememek,
“sen anlamazsın” dememek,
fikrini baştan kapatmamak demektir.
İlginçtir ki çocuklar bunu hisseder.
Dinlendiklerini fark ettiklerinde,
onlar da bizi dinlemeye daha açık olurlar.
Çünkü çocuklar aslında uzlaşmaya açıktır.
Onlarla konuşulabilir,
onlarla anlaşılabilir,
onlarla pazarlık bile yapılabilir.
Yeter ki biz gerçekten buna hazır olalım.
Bazen konuşma sonunda ortaya çıkan karar,
ilk başta söylediğimiz karardan farklı olabilir.
Ama işin güzelliği de burada başlar.
Çocuk şunu hisseder:
“Benim fikrim önemliydi.”
Sonuç tam istediği gibi olmasa bile,
o sürece katılmıştır.
Bu onun için bir başarı anıdır.
Ve sadece çocuk değil, biz de bir şey öğrenmiş oluruz.
Bazen sorun çocukta değil,
bizde olabilir.
Ama bunu fark etmek için önce dinlemek gerekir.
Yaş kaç olursa olsun.
Çünkü gerçek iletişim,
dinlemekle başlar.
Denemeye değer.
Gerçekten.


