Bir an durup düşünelim:
Çocukları gerçekten “doğru” şekilde yetiştirmek mümkün mü?
Bu soruya içgüdüsel olarak “Evet, tabii ki!” diyenler varsa, lütfen bize ulaşsın—çünkü bu cevabın kesin bir formülü olduğunu bugüne kadar kimse kanıtlayamadı.
Bilimsel araştırmalar, çocuk eğitiminin tek bir “doğru yöntemle” açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü her çocuk tamamen benzersiz bir bireydir:
kendi ilgi alanları, kendi mizacı, kendi iç dünyası ve kendi hızında gelişen bir karakterle…
Biz yetişkinlerin doğru ve önemli bulduğu değerler ve eğitim yöntemleri, çocuk için aynı anlamı taşımayabilir.
Bizim “doğru” dediğimiz; bizim deneyimlerimizden, yaşam tarzımızdan ve dünya görüşümüzden süzülmüş bir doğruluk halidir. Dolayısıyla evrensel bir geçerlilik taşımaz.
Elbette ebeveynler birçok değeri çocuklarına aktarır. Çocuklar anne babalarından hem bilinçli hem de farkında olmadan pek çok şeyi kopyalar. Ancak bu durum, ebeveynlerin çocuk yetiştirme sürecinde her şeyi %100 doğru yaptığı anlamına gelmez.
Tam tersine, bunu kabul etmek bizi daha bilinçli yapar.
Çünkü fark ettiğimiz anda şunu görürüz:
Bir çocuğu katı bir kalıba göre yetiştirmek yerine, onun kendi yolunu bulmasına alan açmak çok daha değerlidir.
Çocuk büyüdükçe kendi ilgilerini, eğilimlerini ve yaşam anlayışını oluşturmaya başlar. Bizim görevimiz, ona sadece yol göstermek; kendi doğrularımızı tek geçerli seçenek gibi sunmak değil.
Bu yüzden kendimize dönüp şu soruyu sormakta fayda var:
“Ben çocuğum için gerçekten neyin doğru olduğunu düşünüyorum — ve bunun ne kadarı gerçekten onun ihtiyacı?”
Belki de en sağlıklı yaklaşım, “mükemmel ebeveynlik” arayışı yerine;
yanlış yapabileceğimizi kabul eden, dinleyen, esneyen ve birlikte öğrenen ebeveynliktir.
Düşünmeye değer.


